Zeval

0
178

Ben, küçük bir çocuğum ve çocukluğumun zevâl vaktini bekliyorum.

Her günün bir zevâl vakti yok mu?

Güneşin

sırlanıp, çekildiği ve karanlığın hükümrân olduğu vakit; işte o günün zevâl vaktidir.

Tek istisnâ, sensin.

Bir vakit geldi, sen de tıpkı güneş gibi sırlandın.

Ama beni, aslâ

karanlıkta bırakmadın.

Gündüzler güneşle aydınlık olduğu için, insanoğlu nasıl bin bir türlü işle uğraşırsa; ben de

senin dışında pek çok işle oyalanmış.. fakat sırlanır sırlanmaz, senin kıymetini anlamış gibiyim.

Hâlbuki yeşil başaklar erdi, olgunlaştı; güneşle sarardı. Hiçbir şey yerli yerinde durmadı.

Bense, senin dışındaki her gölgeye îtibâr ederek avundum, oyalandım. Güneş, bana gafletimi hatırlatırcasına sırlanınca gölgeler de kayboluverdi; oyuncaklarım gitti. Gölgeler benim oyuncaklarımdı. Bense, bir çocuk.

Oyuna dalıp, annesini unutan bir yaramaz çocuk.

Ve işte akşam oldu, karanlık beni korkuttu. Ağlamaya başladım:

-Anacığım.. Anacığım!

Zevâl, güneş için söz konusu değildir; gün gibi, çocukluk gibi şeyler için söz konusudur.

Bir ananın şefkatine, merhametine ve aşkına da zevâl olamaz. Çocuğu vefâsız, hayırsız olsa bile..

Nitekim, hâlâ seninle apaydınlık ve seninle sımsıcağım. Bu ışık ve sıcaklıkla, kendi çocukluğumun zevâlini bekliyorum.

Yorum yapabilirsiniz...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.