Zeybekler

0
55

Ege sâhillerinden Isparta bölgesine kadar uzanan dağlarda yıllarca hayat süren ve Cumhuriyet’in ilânıyla birlikte silâhlarını duvara asan zeybekler hakkında şimdiye kadar ciddî ve ilmî bir araştırma yapıldığını sanmıyoruz.

Hâlbuki Osmanlı târihinin son dönemlerinde yaşanan pek çok olayda zeybeklerin büyük rolleri olmuştur.

Konuyla ilgili inceleme ve araştırma yapanların aktardığı bilgiler hiç de sağlıklı ve net değildir.Buna rağmen,hiç tartışılmayacak kadar kesin olan bir gerçek vardır ki;o da zeybeklerin zulme,haksızlığa baş kaldırarak hayatlarını dağ başlarında dövüşerek geçirmiş olmalarıdır.

‘’Türk Efeliği’’ On üçüncü yüzyılın sonlarında başlamıştır. Zeybeklerin en kahraman ve yiğit olanları hep de Yörük aşîretlerinin çocuklarıdır. Millî Mücâdelenin başında Yunanlılara karşı ilk defâ direnen rahmetli şehit Gökçen Efe, Mustafa Efe, Halil Efe ve onun arkadaşlarından Kıllıoğlu Hüseyin Efe ve meşhur Çakırcalı, hep Yörük aşîretlerindendi.

Zeybeklerin giyim kuşamları hemen hemen birbirinin benzeriydi. Hepsi de mâvi çuhadan olmasına rağmen, cepkenin neredeyse hiçbir noktasında mâvi rengin görünmediğini târihî kaynaklardan öğreniyoruz. Her tarafı sık ve siyah ipek kaytanla işlenen bu kıyâfeti yalnızca zeybeklerin giydiğini, köylülerin ise aynı kıyâfetle gezemediğini de gene bu belgelerden öğreniyoruz.

Zeybekler, üç grupta toplanabilir:

1- Haksızlığa ve zulme dayanamayarak, kendini kurtarmak için silâha sarılan ve dağa çıkanlar.

2- İşlediği bir suç yüzünden kanundan kaçmak için dağa çıkanlar.

3- Hırsızlık ve soygun peşinde koşanlar.

Bu üç gruptan ilk ikisine girenler, halk tarafından sevilip sayılır; onlara hürmet edilirdi. Fakat üçüncü gruba dâhil olanlar, sevilmezdi. Böylelerine ‘’çakal’’ veya ‘’çalıkakan’’ denirdi.

Zeybekliğin birinci şartı; mertliği, şeref ve nâmusu korumaktı. Gerçek bir zeybeğin, ırz düşmanlığı veyâ güçsüz ve fakirlere dokunmak gibi yanlışları yapması imkânsızdı. Bunlar, halka zarar veren, haksızlık yapan zenginleri sevmezlerdi. Ayrıca, zeybeklere hâkim olan tasavvuf hayâtı, onların bütün yaşayışını kontrol altında tutan ve ‘’ahlâk dışı’’ davranışları en baştan engelleyen büyük bir kudretti. Büyük çoğunluğu Alevî olan zeybeklerin saz çalması; Pir Sultan’dan, Abdal Mûsâ’dan Yûnus Emre’den nefesler okuması eski bir töreydi.

Zeybeklik; sıradan bir cesâret işi de değildi. İyi bir zeybek olabilmek için zekâ, insanları yönetebilme kabiliyeti ve aklını sağlıklı kullanabilmek gibi özellikler gerekiyordu.

Efelerin çevresinde toplanan şahıslara ‘’kızan’’ denirdi ve efeler onları büyük bir titizlikle seçerler; kızanları eğitirlerdi ki; ilerde onlar da birer ‘’Efe’’ kıvâmına gelsinler. Kızanlarda aranan en önemli özellik, efelerine itaat ve tam bir sadâkatti.

İLK EFELER

İlk efelerin kimler olduğuna net bir cevap verebilmek imkânsız.Ancak,değişik rivâyetlere göre eski efelerin isimleri arasında şunlar ön plâna çıkıyor:

Holtuk Hasan, Yufkalı,Tınşır Ömer,Karakulak Mûsa,Çapancaklı Ali,Tan Hasancık,Peyniryemez Mustafa,Zobu Mehmed,Zartoğlu,Kustur Ali,Hadırcanın Mehmed,Kişçe,Canbaşcanın Bozoğlan,Porsuk Veli,Mehmetcik,Karasavuran,Oduksakal,Sarı Zeybek,Sagıncılı Veli,Birgili Mehmed Efe,Yalvaçlı Osman,Atamaslı Pepe Mustafa,Dokuzun Mustafa,Akburunlu Ali,Ali Çavuş…

ZEYBEKLİĞİN KIRILMA NOKTASI

1877 Osmanlı – Rus Savaşının mağlûbiyetle sonuçlanması, zeybekler için yeni bir dönem olmuştur.

Karadağ Muhârebesinde, uzun kulaklı bıçaklarıyla Karadağlıları tepeleyen zeybekler, bu kahramanlıklarının ve can fedâ etmelerinin karşılığını ne yazık ki görememişlerdir. Herhangi bir ‘’ödül’’ beklememelerine rağmen, kendilerine çok parlak vaatlerde bulunulmuşken hayâl kırıklığına uğramışlardır. Sultan Hamit’le Maslak’taki karargâhlarında yapılan görüşmede, kendi bölgelerindeki haksızlıkları sıralamışlar ve savaştan sonra bu işlerin düzeltileceğine dâir söz almışlardı.

Böylece, zeybeklerden meydana gelen bir alay meydana getirilmiş ve bu zeybekler alayı Aydın’dan İstanbul’a yollanmıştı. Burada eğitim görecek ve sonra da Karadağ cephesine gideceklerdi.

O zamâna kadar dağlardan ve kendi kasabalarından başka bir yer görmemiş olan zeybekler, İstanbul’un ihtişâmına hayran kalmışlar; millî kıyâfetleri ve uzun kulaklı bıçaklarıyla Maslak Çiftliği’ndeki karargâhlarından Beyoğlu’na inerek caddelerde dolaşmaya başlamışlardı. Öyle ki; bunları gören halk korkup birbirine karışmış ve işe yabancı elçilikler bile girmiş… hükûmet zor durumda kalmıştı.

İstanbul’dan cepheye giden zeybekler, Karadağlıları inim inim inletmiş, sayısız kahramanlık göstermişler ve koca Alay’dan çok az zeybek geri dönebilmişti.

Memleketlerine dönüp beklemeye başlamışlar, her taraftan yükselen Islahat sözlerine rağmen hiçbir şeyin değişmediğini üzülerek görmüşlerdir. Pâdişâh’ın vaatlerinin tutulmadığını görünce de ümitlerini kaybedip yeniden zeybekliğe devam karârı almışlardır.

Bu durum, Meşrûtiyet’in ilânında da değişmemiş ve Cumhuriyet’in ilânına kadar sürüp gitmiştir.

PAYLAŞ
Önceki İçerikSeviye
Sonraki İçerikİzmir'in Fatihi Umur Beğ Kimdir

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...