Baba Yâver

0
355

İSTANBUL Ramazanlarıyla ilgili olarak Süheyl Ünver Hoca bir başka yazısında Ahmet Râsim’den naklen şunları anlatır:
(Meşhur oburlardan zavallı Baba Yâver yeme ve içme husûsunda unutulacak insanlardan değil. Bir Ramazan gecesi mühim bir yerde iftarda, bakın neler yemiş ve içmiş:
*Üç türlü orta kâse çorba
*On kişilik bir sofraya getirilen pastırmalı yumurtanın üçte ikisi
*Sırt sırta verilmiş iki hindinin kezâ üçte ikisi
*Bir kayık sahan emir dolma
*Bir sahan kuşbaşı kebap
*Bir mertebânî tabak sakız muhallebisi
*Bir okkalık küçük bir tepsi baklava
*Kefenli, üzümlü, fıstıklı, havuçlu, biberli bir ufak lenger Buhara pilâvı
*Kaymaklı bir hayli kayısı kompostosu.
Nihâyet dudakları morarıyor, gık diyemeyecek bir hâle geliyor. Oturduğu yerden kalkamayarak uyuklamaya başlıyor. O esnâda ev sâhibi galiba patlayacak vehmiyle Baba Yâver’i hafifçe dürterek:

—Baba, Baba! Sana bir setliç, karbonat veya konyak vereyim mi?
Diye uyandırınca:
—”Onları istemem evlât. Biraz kızarmış ekmekle bir dilim kaşar peyniri getirsinler. Yediklerimi hazmettirir.”
Diyor.
Bu hâli Ahmet Râsim’in zamânında gazetelerden birisine böylece bir fıkra hâlinde yazması üzerine, Baba Yâver bunu haber alır ve: “Bana nazar değdirecek” diye beş on gün ona küskün durur. Bir gün Baba Yâver şiş karnıyla yanlarına gelerek:
–“Yemeğimi yedim, öyle evden çıktım.”
Dediği hâlde, Basra mektupçusu Re’fet Bey’in dâveti felâketi ile karşılaşmış. Orada tok karnına yedikleri ve içtikleri:
*Eski yirmilik şişlerden 45 şiş kebabı
*Yirmi şiş köfte
*Dört tabak kuskus pilâvı
*Otuz beş kâse üzüm hoşafı.
Akabinde bezik masasına oturmuş, pek sevdiği oyununa kavuşmuş… Son senelerinde zayıflamış,85 sene tıka basa kendisini doyuran bu zât, âhirete aç karnına gitmiş.)