Bardakçı-zâde’nin marifetleri!..

0
315

Dr. Rıza Nur’un  “Sinop’ta öldüğünü” keşfetmekle (!) maruf  ve meşhur Bardakçı-zâde Tanburî Murad Çelebi Hazretleri sâhib-ül-seyf-ül kalem olduklarından nâşi alırlar ellerine o kılıçtan keskin kalemlerini, koyarlar yayınları önlerine, lime lime ederler;  parça parça doğrarlar… Biz diyelim kuşbaşı, siz deyiniz kıyma… Unufak ederler, toz hâline getirirler…

Yele verirler savururlar; sele verirler eritirler…

Ferasetin, fetanetin, zekâ vü dehânın, bilginin, birikimin, deneyin, deneyimin, görgünün, tecrübenin önünde demir dağlar bile erir, su olup akar gider… Bütün bu meziyetlerin ve maharetlerin üzerine babadan, dededen gelme “tarih müverrihliği” de eklendi mi deme keyfine…

Tadından yenmez, lezzetinden içilmez olur…

Ceride-i Özgürlük’te “Tarihin Arka Odası”ndan haftada bir saçılan o dehşete sad-hezâr hayret!.. Dünya kulak çekme şampiyonu Sabahçı Ahmet Vardar’ı bile gölgede bırakan şiddet…

“Asarım… Keserim… Bu iş böyle mi yapılır?.. Benden niçin ruhsat almadınız?..” vb.

“Bay Doğru” gibi etkin ve yetkin bir kişi yazısını sakin bir üslûpla kaleme alacağı yerde her seferinde hop oturup hop kalkıyor… Hiddetin evc-i bâlâsında kanat çırpıyor… Öfkelenmenin, cin atına binmenin sağlığa zararlı olduğunu, sinirleri yıprattığını, tansiyonu yükselttiğini bilmezlikten geliyor… Bir şey değil, bu genç  yaşında (tevellütleri 1955 sâlinde vuku bulmuştur!) bir yerine inecek.

“Eski yazıları Türkiye’de en iyi okuyan kişi”  olduğu rivâyet edilen hazret her ne hikmetse “eleştirme”yi, “çekiştirme”yi ve dahi “kara çalmayı” birbirine karıştırıyor.

Sağına sarımsak, soluna soğan asmalı, devedikenini, bebe patiğini, gök boncuğu, at nalını da ihmal etmemeli…Kurşun döktürmeli… Okumalı, üflemeli…

Tanrı kem gözlerden saklasın, bu nasıl anlayış ise?

İsmini bâlâda zikrettiğimiz hazret, 7.9.1997 günü var güçleriyle savlet buyurmuşlar…

Nereye mi?..

Mehmet Yılmaz Arıyörük’ün eserine…

Arıyörük kim mi dediniz?..

Çalışmalarıyla dostun düşmanın takdirini kazanan Türk Standartları

Enstitüsü’nün Başkanı..

Kitabın adını mı sordunuz?..

TÜRK ve TÜRKLÜK…

Eser 1994 yılında yayınlanıyor… Bizim uyanık meslektaşımız ise tam 3 yıl sonra haberdar oluyor…

Hikâye malûm:

Yeniçerinin biri Yahudi’yi çevirir. Bre çıfıt, der, siz Hazreti İsa’yı öldürmüşsünüz…

Yahudi, güler, kuzim, o der kaç yıl önce idi…

Yeniçeri, ben der, onu bunu bilmem; yeni duydum!

Bizimki de tıpkı yeniçeri gibi yeni duymuş!..

……………………..

Akla gelen bazı sorular var:

Hürriyet ile Enstitü’nün arasında bir şey mi var?

Aydın Doğan’ın Arayörük’ten alıp veremediği ne?..

Vee.. en önemlisi:

Bardakçı-zâde Tanburî Murat Çelebi Hazretleri

“TÜRK ve TÜRKLÜK”ten niçin böylesine rahatsız oluyorlar?..

Açıklasalar da öğrensek…

Büyük Kurultay, 22.9.1997, 11.s.

Aydil Erol

CEVAP VER

Yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin