Enver Paşa’nın Atatürk’e Dâir Mektubu(*)-2

0
33

Cemal Paşa, 11 Temmuz 1920’de bir mektup da Mustafa Kemal Paşa’ya yazarak;

Talât Paşa’dan naklen aldığı emirle yaptığı işlerde Millî Hükûmete hâricî muâvenetler yapmak/dış ülkelerden yardım ve destekler sağlamak için uğraştığını…

Fakat Ankara nâmına siyâsî teşebbüslerde bulunmadığını ve nâmına hiçbir taahhüde girişmeye, tabiî olarak mezun bulunmadığını, esâsen burada Ankara’nın Halil Paşa ile Dr.Fuat Bey gibi iki mümessili/temsilcisi bulunduğuna göre, bu işlere kendisinin değil, onların memur bulunduğunu gördüğünü…

Moskova’ya Hindistan ihtilâlini hazırlamak üzere Afganistan’a gitmek için geldiğini… Şahsî teşebbüsünün mes’ûliyetinin/sorumluluğunun kendisine âit olduğunu bildirmekte, fakat mektubunun sonunda da; eğer siyâsî bir mahzur görülmüyorsa, Afganistan Emîri’ne bir mektup yazarak, Emîr nezdine “nîm resmî”/yarı resmî sûrette gönderilmiş olduğunun bildirilmesini ricâ ediyordu.

Zaman ve târih yürüdü. İttihatçıların büyük plânı suya düştü. Ankara, yurdu kurtardı. Biz şimdi gene bahsimize gelelim.

Filhakîka/gerçekten Cemal, 22 Temmuz 1922’deki şehâdetine kadar bu siyâsetten ayrılmadı. O, Mustafa Kemal’in memleketi kurtaracağına inanıyordu. Netîcenin zaferle biteceğinden emîndi.

Sakarya ric’ati/geri kaçış, çekiliş sıralarında yazdığı mektuplar da bunu gösteriyordu. 25 Temmuz 1921’de Mustafa Kemal’e yazdığı bir mektupla da onu tebcil ederek/yüceltip överek;

“…İlâhî bir nûrun kalbinizde husûle getirdiği rûşenî/kalbinizde meydana getirdiği parlaklık ile milletin rûhundaki âbide-i hamâseti/yiğitlik, kahramanlık anıtını aydınlattınız.

Şimdi bütün zindeliği ile ayağa kalkmış olan milletin başına geçtiniz, dünyaya hârikalar gösteriyorsunuz, Allah yolunuzu açık, kılıcınızı keskin etsin. Türklüğün ve Müslümanlığın hayrı için can veren kahramanlara kardeşçe binlerle selâmlar ve hürmetler…” diyordu.

Enver ise bambaşka ve tamâmen tersine düşünüyor, bu düşüncelerinde şahsî gurur ve ihtirasının tesirinde kalıyordu.

16 Eylül 1921’de Cemal’e yazdığı bir mektup dikkate şâyandır/dikkate değerdir.

Enver’in memlekete girmek için dâhilde/yurt içinde aldığını bildirdiği tertibat, yurdun en tehlikeli zamanlarında ikilik yaratmaya mâtuf düşünceleri, orduya ve zafere inanmayışı, hele Mustafa Kemal’e düşmanlığı, bu mektubunda bâriz bir ifâde ile anlatılmakta, kör bir ihtirasın peşinde olduğu görülmektedir.

Şimdiye kadar intişar etmemiş/hiç yayınlanmamış olan bu mektubu neşretmekle/yayınlamakla târihin müphem/tam olarak açıklanmamış bir tarafını aydınlatmış oluyoruz.

Bu mektubun mühim tarafları şunlardır:

(… Kütahya, Eskişehir’in ziyâ’ı/kaybedilişi ile ordunun tâ Ankara’dan yetmiş beş kilometre Sakarya’ya doğru çekilmesi tâkîb etti.

Bu vaziyet üzerine eğer memlekette mâzaallah ordu inhilâl/dağılma, çözülme derecesine gelir de her şey kaybolur mütâlâasına/düşüncesine binâen, hemen memlekete yaklaşmayı ve yakından ahvâli/olayların gelişmesini tâkîbi elzemlüzumlu görerek Batum’a geldik. Doktor, sana etraflıca her şeyi anlatacağından, kısa kesiyorum.

Bir de Mustafa Kemal Paşa’nın “Hâkimiyet-i Millîye”de aleyhimde yazdırdığı makale ile memlekette hârice/dış dünyâya karşı çıkarmakta fayda gördüğü ve halbuki bizce bâhusus/bilhassa memleketin şu son devresinde pek muzır/zarar verici addettiğimiz/olarak gördüğümüz ikiliği gidermek için yaklaşmak ve îcab ederse memlekete girmek elzem oldu.

Sonra, evvelce arz ettiğim gibi Halk Şûrâsı Fırkası ismini, İttihat ve Terakkî’ye tahvil ile çalışmak/değiştirmeye çalışmak şu zamanda çok faydalı olacağından, hemen bu sûretle de işe giriştik. Maksadım, bütün bu işleri evvelce seninle de görüşmekti.

Fakat ahvâl o kadar serî birbirini tâkîb ediyor ki/olaylar öyle hızla gelişiyor ki bu hususta vakit kaybetmek imkânı olamazdı/acele etmemek mümkün değildi.

Bu sûretle şimdi İstanbul teşkîlâtımız pek kuvvetlidir, orada 29 şûbemiz var.

Anadolu’da hemen her vilâyette pek serî tevessü etmek üzere/inanıp hızlı davranarak teşkilât ilerliyor. Doğrusu bununla da pek kontrolsüz kalarak sağa sola hışım saçan ve Reisicumhurluğu bile az görmeye başlayan Mustafa Kemal Paşa’yı da biraz kendini toplamaya sevki düşündük.

Fakat şimdi her şeyden evvel pek bıkkın olan halkı teşkîlâtımız ile de yeniden bir gayrete getirerek, hiç olmazsa pek muhtaç olduğumuz sulhü/barışı ararken hârice karşı kuvvetli görünmeyi düşünüyoruz…

Umarım ki Mustafa Kemal Paşa da bunu görerek Kâzım Karabekir’in, benim bir Rus ordusu ile girerek, Anadolu’da Bolşevikliği tesis edeceğim vesâire diye çıkardığı dedikoduların önünü almış olacaktır.

Şimdi Sakarya hattında/cephesinde savaş durdu… Fakat düşün. Bize Şark’tan esaslı bir yardım yok. Sonra memleketin en zengin ve münbit/ verimli yerleri terk edildi. Buna mukabil Yunanlılar’a İngilizler her sûretle yardım ediyorlar.

Binâenaleyh sulhten evvel her an bir bozgun olmak ihtimâli de vârit/barıştan önce her an bozguna uğranması da söz konusu. Bunun için, arkadaşlar, benim her hâlde memlekete yakın bulunmaklığımda ısrar ettiler.)

Mektubun, mevzûmuz için mühim olan kısımlarını yukarıya almış bulunuyoruz. Bu, Türkiye’nin yaşama yahut ölme mücâdelesinde geçen nâzik/kritik bir safhanın çok mühim bir vesikasıdır/ belgesidir.

Milleti, Birinci Cihan Harbi’ne sokmakla başlayan son çılgınca hareketlerinin şahsî cezâsını kanıyla ödemiş bulunmasına rağmen, Enver’in millete verdiği zararın hesâbı, târih adlı mahkemede görülecektir ve görülmektedir.

(*)YAZAN: M.Z.-Resimli Târih Mecmuası, Sayı 3, Sayfa 53-56/ Mart 1950