Esir Bir Türk Subayının Hâtıratı-12

0
7

Büyük bir leğende, pirinç pilâvı üzerine oturtulmuş, kızarmış iki koyun geldi.

Ev sâhibi kollarını sıvadı, etleri eliyle parçaladı, pilâvın etrafına döşedi. Kaşık kullanmak âdeti olmadığından, onlar gibi biz de pilâvı elle yemek mecbûriyetinde idik. Büyük taslarla kımızlar da geldi.

Yemekten sonra el yıkamak âdet olmadığından, dolaştırdıkları bir havluya ellerimizi sildik. Artık kendi âdetlerimizi değil, buradaki rejime tâbî olmak mecbûriyetindeydik. Sofradan sonra, “Âmin, Allâhu ekber” deyip, ellerimizi yüzümüze sürdük. Bir saat kadar daha oturduktan sonra, yatma zamânı geldi.

Çok geçmeden yorganlar, yastıklar getirildi.

Türkistan’da umûmiyetle döşek kullanmazlar. Yorganı ikiye katlayıp döşek yerine kullanırlar. Ev sâhibinin servetine ve misâfirin kıymetine göre, iki veya üç yoganı üst üste sermek suretiyle döşek ihtiyâcını giderirler. Bu yorganların yüzü ekseriye ipeklidir. Türkistan’da ipek, mebzûldür/boldur ve yerli dokumadır.

Yataklarımız yapıldı. İsrâil Canbay’ı bize anlattıklarına göre Kazaklar, ateşe ve lâmbaya sırtını çevirmek güneşe karşı ayakta durup, su dökmek/tuvaletini yapmak ve buna benzer Şamanîlikten kalma bâzı hurafelere fazla yer verir ve büyük günah sayarlarmış.

Halbuki bu adamların Müslümanlıkta aslâ taassupları yoktu. Taşkent’teki Özbekler’in fazla taassuplarına karşı, Kazaklar’ın çok geniş görüşlü olduklarını müşâhade ettik.

Ertesi sabah erkenden kalkıp, büyük çorba taslarında gelen tuzlu çayları ve kaymak, tuzsuz tâze peynirle kahvaltımızı yaptıktan sonra, ev sâhibinden izin istedik. Atlarımıza binerek Taşkent’in yolunu tuttuk.

Ertesi sabah mekteplerimizde sevgili talebelerimizle karşı karşıya bulunduk.

Mekteplerdeki faaliyetlerimize devam ederken, spor gösterileri ve temsiller de tertipliyorduk. Bilhassa spor gösterileri çok beğeniliyor, uzun bir devre, hürriyet ve istiklâlden mahrum kalmış bulunan Türkler’in memnuniyetlerini mucip oluyordu.

KIYÂFETLER

Türkistan’da erkekler, topuklara kadar inen ipek veya yünlü kumaştan yapılmış bir Çapan (pardesü) ile dizlere kadar çıkan çizme biçiminde mes ve galoş giyerler. Başlarına “selle” koyarlar. İşi, gücü ne olursa olsun, her erkeğin başına selle giymesi Müslümanlık îcâbıdır.

Selle, ipekle işlenmiş bir takke üzerine sarılı 8-10 metre beyaz tülbentten meydana gelen bir nevi kavuktur. Türkistan takkesine “töppi” derler. Bu töppiler, Türk kızlarının el emeği ile meydana gelen çok ince bir zevk ve sanat eseridir.

Kökleşmiş olan an’aneye göre, her Türk bu kıyâfetle gezmek mecburiyetindedir. Fakat bu mutaassıp insanlar sâdece bizim arzularımıza uymak için, çocuklarının mektebe giderken ceket, pantolon giymelerine müsaade ettiler.

Bir gün Şahâbeddin Han, bana:

-Bizim yemeklerimizi beğenmiyorsunuz. Taşkent’teki bütün Türk arkadaşlarınızı dâvet edin; kendi yemeklerinizi pişirip, yiyin, dedi. Vekilharç Hacı Aka’ya da, ne istersek almasını emretti. Hakîkaten her gün pirinç pilâvı yemekten bıkmış, usanmıştık. Öğle ve akşam yemeklerinde muhakkak etli pirinç pilâvı geliyordu.

Teklifi memnuniyetle kabul ederek bir Cuma günü arkadaşlarla Şahâbeddin Han’ın mihmanhânesinde toplandık. Yoğurtlu ıspanak, zeyinyağlı yaprak sarması, etli karnabahar ve muhallebi yaptık. Kemâli iştiha ile yedik. Yaptığımız yemeklerden birer tabak da harem dairesine gönderdik. Zîra, hanımlar merak ederlermiş:

-Acaba, bu Anadolu Türkleri ne yemek yiyorlar? Diyorlarmış.