Esir Bir Türk Subayının Türkistan Hâtıraları-19

0
10

Türkiye Türkleri’nin Hizmetleri

Büyük bir ordu ile Türkistan’ın fethine memur edilen Rus generali Kaufman, 1867 senesinde, uzun çarpışmalardan sonra Hokand şehrinde hükümran olan Kırgız neslinden ve Altınbeşik sülâlesinden Hüdâyâr Hân’ın ordularını mağlûp ederek, bütün Türkistan’ı zaptetmiştir.

İstiklâlleri elden giden Türkistan Türkleri, Ruslara karşı pasif mukavemete geçmiş ve kendilerini, din maskesi altında teşkil ettikleri cemiyetlerle idâre ederek, millî varlşıklarını ve dinî akidelerini muhâfaza imkânını bulmuşlardır.

Ruslar, Türkistan’ı zaptettikten sonra,

eski şehirlerin yanıbaşında  birer yeni şehir kurmuşlar ve buralarda halkı Ruslaştırmak için “Ruski tuzemni” dedikleri, yerli halka mahsus Rus ilk okulu açmışlarsa da, Türkler bu okullara kat’îyen iltifat göstermemiş ve bir tek Türk çocuğu bile kaydolunmamıştır.

Hürriyet aşkı içinde kıvranan Türkistan münevverleri, 1917 senesinde Ruslar arasındaki ihtilâlden istifâde ederek, muhtariyet ilân edip, Hokand şehrini hükûmet merkezi yapmış,

idâreyi, nüfuz sâhibi Baylar’dan ve zenginlerden seçtikleri meb’uslara/milletvekillerine ve bunlardan ayrılan/seçilen Vekiller Hey’etine/hükûmete teslim etmişlerdir.

Bu vekiller hey’eti, tecrübesizliklerine rağmen dâhilî teşkilâtı derhal kurmuş ve

memleketin müdafaasına muktedir bir ordu vücuda getirmek için teşebbüse geçerek, Bakü’de, Nargin Adası’nda esir kamplarında bulunan Türk zabitlerinden 20 kişiyi firar ettirerek, Albay Yusuf İzzettin Bey’in idâresinde Hokand’a getirmişlerdi.

Bu zâbitler henüz vazifeye başlamadan, Ruslar, aralarındaki parti kavgalarını bir tarafa bırakıp, kuvvetli bir ordu ile derhal Hokand üzerine taarruz ederek, muhtariyeti müdâfaa etmek isteyen Türk kuvvetlerini ezmiş ve Hokand şehrini topla tahrip, ahâlisini katliam etmişlerdir.

Bu vak’adan iki ay sonra biz dört arkadaş,

Türkistan’a gelmiş bulunuyorduk. Birbiri ardınca gelen arkadaşlarımızın, saflarımızı takviye etmeleriyle, Türkistan’da geniş bir maarif sistemi kurmaya muvaffak olmuştuk.

Bu muvaffakıyetimizin sırlarını; ulemanın ve gerekse avam tabakanın umumiyetle bize karşı büyük sevgisinde ve ilim yolunda yaptığımız telkinleri iyi karşılayarak derhal benimsemiş bulunmalarında aramak îcab eder.

Bir vakitler İbn-i Sîna’lar, Farâbî’ler, İmam Buhârî, Uluğ Beğ, Mîr Ali Şîr Nevâî, Süleyman Bakırganî, Bâbür Mirza, Ebülgâzi gibi yüksek âlimler, büyük dâhiler yetiştiren Türkistan medreseleri; Ruslar’ın memleketi istilâsından sonra birer baykuş yuvası olup kalmışlardı.

Ruslar tarafından açılan ilk mektepler,

ilim yurdu olmaktan ziyâde, siyâset tuzağı ve taassup ocağı hâlinde, halkı Türklük’ten uzaklaştırmak, tasssuba yaklaştırmak gâyesini gütmekteydi.

Bu sebeple halk, çocuklarını bu mekteplere göndermeyip, “Bi Halfe” denilen mahalle mekteplerine gönderiyor, biraz okuyup, yazma öğrendikten sonra din dersleri öğrenmek üzere medreselere yahut “Kaarî”liğe/Hâfızlığa devamı tercih ediyorlardı.

Münevver Kaarî, halkı da uyandırmak, millî problemleri ele almak, yeni fikirleri yaymak ve müstevli/istilâcı Ruslar’ın Türkistan’a Rus göçmeni yerleştirme siyâsetini anlatmak için gazeteler ve dergiler çıkarma işini de ele aldı.