Esir Bir Türk Subayının Hâtıratı-9

0
37
Fotoğraf, Taşkent’te Tahıl Pazarı’nı gösteriyor.

Şehâbeddin, çok münevver, çok okumuş, muhterem bir zât idi. Perşembe akşamları müridleri tekkede toplanır, zikrederlerdi.

Şehâbeddin Han zikirlere girmez, dâima kıdemli müridlerinden birini vekil gönderirdi. Büyük bir kütüphânesi vardı. Bu kitaplığının mühim bir kısmını İstanbul’dan getirttiği müsbet ilimlere âit kitaplar teşkîl ediyordu.

Şehâbeddin Han’ın; Bedreddin, Sadreddin, Mecdeddin adında üç kardeşi vardı. Asâlet ve necâbet, bu dört kardeşin simâlarından akıyordu.

Bana, Mihmanhâne’deki umûmî misâfirlerin yemeklerinden verilmeyip, harem dâiresinde pişen yemeklerden verilirdi. Dört kardeşten biri behemehâl benimle birlikte yerdi.

Türkiye’den gelmiş bir Türk, mukaddes bir varlık sayılıyordu. Bizi görmeye gelenlerden, aksakallı adamlar bile, hemen elimizi öpmeye eğiliyorlardı.

On beş gün kadar dinlendikten ve Taşkent’in her tarafını gezip gördükten sonra, Hazar Denizi’nin önemli limanı olan “Krasnovodsk” yoluyla, Bakü’ye geçme hazırlıklarına başladık.

Bu teşebbüslerimizden haberdar olan Ulemâ Cemiyeti, bizi, cemiyet binâsında umûmî bir toplantıya dâvet etti.

Türkistan’ın ilim ve maarife büyük ihtiyâcı olduğunu, Türkistan maarifine hizmet etmenin de millî bir vazife olduğunu, bu sebeple, gitmekten vazgeçerek bir müddet öğretmenlik yapmamızı ricâ ettiler. Bu haklı teklifin kabulü lâzımdı, kabul ettik.

Bize verdikleri rakamlara göre; o târihte Taşkent’te, talebe yekûnu beş yüzü geçmeyen 3 Rus İlkokulu, talebesi 420 kadar olan “ Münevver Karî İlkokulu” mevcutmuş.

Derhal harekete geçtik. Taşkent’te, Şeyhâvend-i Tâhur Câmii’nin avlusundaki büyük medrese binâsında bir orta mektep açtık. İlk tahsilli -ilköğretimli- gençlerden birinci sınıfa talebe kaydederek, tedrisâta/öğretime başladık.

Şehâbeddin Han da kitaplığını emrimize tahsîs etti. İlk hamlede kaydettiğimiz 35 talebe, bir ay içinde 60’ı buldu. Tedrisat zorlaştı. Buna bir çâre düşünürken, Sibirya’dan firar edip Taşkent’e gelen 2 Türk’ün, Yenişehir’de, İsrâil Can Bey’in evinde misâfir olduklarını haber aldık. Oraya gittik, bu arkadaşlarla görüştük.

Bunların biri Erkân-ı Harp Kaymakamı Ahmed Kemâl, diğeri ihtiyat zâbiti/yedek subay Muallim Kayserili İsmâil Hakkı Bey’di. Bu arkadaşlara bizimle işbirliği yapmalarını teklif ettik. Kabûl ettiler. Birkaç gün sonra, Sibirya’dan kaçan Haydar Şevki isminde bir Üsteğmen ve Kâzım Bey isminde bir yedek subay geldiler. Onlar da saflarımıza katıldı.

Öğretmen kadrosu sekize çıkınca, ikinci bir sınıf açtık. Mevcut talebemizi ikiye böldük. Birkaç gün sonra Binbaşı Rif’at, askerî kaymakam Ziyâ Bey, Bursalı Mehmed Emin Bey geldiler. Kadromuz genişledikten sonra, Öğretmen Okulu açılmasına teşebbüs ettik.

Ortaokulun ikinci sınıfında, mevcut talebeler arasında öğretmen olmak isteyen 20 kişiyi kaydederek derslere başladık. Ortaokulun öğretim devresini 6 ay olarak tesbit ettik. 6 ay sonra, imtihanda muvaffak olanları bir üst sınıfa geçirerek tedrisata devam ettik. Bu sûretle 3 sınıflık orta tahsil devresini 18 aya indirmiş olduk.

Çünkü, ilânihâye/sonuna kadar burada kalacak değildik. Hiç olmazsa gitmeden evvel bir netîce almak lâzımdı. Bilhassa, faaiyetimizi Öğretmen Okulu üzerinde topladık. Taşkent’te bulunan Tatarlar’dan da iki muallim temin ettik.

Tatarlar, Özbekler’e nazaran daha görgülü ve bilgili insanlardı. Taşkent’te Bekir Kebirov isminde bir Tatar münevveri/aydını, “Uluğ Türkistan” adlı Türkçe bir gazete çıkarıyordu.

Taşkent; Yeni Şehir ve Eski Şehir olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Ruslar, Türkistan’ı işgal ettikleri zaman, gayr-ı sıhhî/sağlıklı olmayan, dar, iğri büğrü sokakları olduğu gibi bırakarak, yanı başında asrın îcaplarına göre yeni şehirler kurmuşlar ve resmî dâireleri, mektepleri hep buraya getirmişlerdir.

Taşkent’te, eski şehirle yeni şehri, “Enhar Suyu”, birbirinden ayırır. Bu su üzerindeki “Orda Köprüsü”  ve “Beş Ağaç Köprüsü” muvâsalayı/ulaşımı temin eder.

Eski şehre, ancak bu  köprülerden geçmek suretiyle girilebilir. İki şehrin ortasında, büyük Taşkent Kalesi vardır. Kalenin bir cephesi “Enhar Suyu”na bakar. Yeni şehrin dışından “Salar Arığı” geçer. Bu büyük arıklardan, kanallarla, şehrin her tarafına sular alınmıştır. Hattâ, eski şehrin hemen her  evinin içinden su geçer.

Eski Taşkent’in bir ucundan, Yeni Taşkent’in öbür ucuna kadar uzunluğu, 10 kilometredir. Üç yüz bin nüfusu vardı.

Eski şehirde, Şeyhâvendi Tahur Câmii’nin avlusunda, bayram ve Cuma namazları kılınır. Ramazanda burası, terâvih namazından sonra sabahlara kadar eğlenti yeri olur. Câmiin avlusunda, genişliği bir dönüm kadar tutan büyük “Havz-ı Kebîr” vardır.

Yeni şehir, umumiyetle bir katlı, bahçeli kâgir binâlarla, kavak, ıhlamur, akasya dikili ve iki tarafından sular akan geniş caddelerle süslenmiş pek şirin bir kasabadır.

Eski şehirde pek çok ziyâretgâh vardır. Bunların kapılarında bir veya birkaç “alem” asılı bulunur. Bu “alemler”, eski zamanlardan kalma âdetlere uyularak, at kuyruğundan, uzun püskül şeklinde yapılır.

Rivâyete göre, eski Moğol Hanlarının bayraklarında “Kotas” denilen püsküller, devlet armasını teşkîl edermiş. Bu püsküller, “Kotas” yâni Yak kuyruğundan yapılırmış. Hanların ölümünden sonra kendi püskülleri, mezarlarının bulunduğu binânın kapısının üstüne asılırmış.

Sonraları, büyük adamların mezarlarının üzerine de püskül asılması âdet olmuş ve yabanî sığır her yerde bulunmadığından, atkuyruğundan yapılmaya başlanmıştır.

Türbede medfun bulunan zât, ne kadar şâyân-ı hürmet/saygıdeğer ise, mezarlarının kapısında asılan “alemlerin” sayısı da o kadar çok olur.

*Yazı dizisinin tamamını okumak için lütfen tıklayınız: