Efendim, cümlenizi hürmet ve muhabbetle selâmlıyorum. Hoş geldiniz!

Bendenize tanınan zaman zarfında, bir koca Türk’ün; bir Yüce terbiyecinin hikmetlerinden… Mevlâna Ummânı’ndan birkaç damlayı gözden geçirmeye ve hâfızalarımızı tâzeleyip, kendilerini minnetle yâd etmeye çalışacağız. Bu sürenin sonunda, eksik kalan yâhut zihinlere takılan hususları lûtf edip hatırlatırsanız, onların hakkında da karşılıklı görüşmeyi arzu ederim. Hz. Pîr’in himmetleri hepimizin üzerine olsun niyazıyla…

11 Aralık 2018 târihli medyada bir makale yayınlandı. Bu yazının birkaç cümlesini sizlere arz etmek istiyorum:

(Bugün 106 İlahiyat Fakültemiz, 10 bin İlahiyat akademisyenimiz, 314 bin İlahiyat talebemiz var. 1607 İmam Hatip Lisemiz, bu liselerde görev yapan 44 bin öğretmenimiz, 504 bin İmam Hatip öğrencimiz, 100 binin üzerinde din görevlimiz var.

Binlerce derneğimiz, STK’mız, vakfımız, tarikatımız,cemaatimiz, yardım kuruluşlarımız, medrese ve İslami ilimler merkezlerimiz var.Buralarda görev alan hocalarımız, başkanlarımız, üyelerimiz, yönetim kurullarımız, şeyhlerimiz, müritlerimiz, gönüllülerimiz ve tüm bunların aileleri, eşleri ve çocukları var.

Peki, neden hâlâ sabah namazlarında camilerimiz boş, neden gençler arasında deizm artıyor, neden yapılan röportajlarda gençlerimiz büyük oranda gusül abdestini bile bilmiyor, neden yapılan anketlerde gençler kendisini farklı kimliklerle tanımlıyor, neden hâlâ gençlerimizi terör örgütlerinin pençesinden kurtaramıyoruz, neden boşanma oranlarımız evlilik oranlarımızı geçiyor, neden hala kadına ve çocuğa şiddeti konuşuyoruz, neden faiz bu kadar yayılıyor, neden 35 milyon milli piyango bileti satılıyor, neden içki tüketiminin önüne geçemiyoruz, neden hâlâ rüşvetten, iltimastan, torpilden, ihaleye fesat karıştırmaktan yakınıyoruz, neden kul hakkından, haksızlıktan ve adaletsizlikten dert yanıyoruz. Neden? Neden? Neden?

Çünkü örnekliğimizi ve etkileyiciliğimizi kaybettik.Çünkü niteliğimizi ve eminliğimizi kaybettik. Çünkü savunduğumuz değerleri önce kendimiz yaşamayı ihmal ettik. Çünkü temsilden ziyade tebliğe önem verdik, bilinçten ve şuurdan ziyade bilgiyi önceledik. Yaşanılabilir bir Müslümanlıktan ziyade savunulabilir bir ideolojiye dönüştürdüğümüz İslamcılığı tercih ettik.Dışarıda güç, sayı ve kalabalık peşinde koşarken içeriden çürüdüğümüzü farkedemedik. Tartışılmaması gereken ne varsa tartıştık. Önceliklerimizi kaybettik.Hem toplumu hem de kendimizi din yorgunu yaptık…

Bugün şehrin sokaklarında, üniversitelerimizin kampüslerinde, fabrikalarımızın koridorlarında, devlet dairelerimizde,okullarımızda, adalet saraylarımızda ve hatta bakanlıklarımızda ve meclisimizde yürüdüğü zaman her kesimden insanın parmakla gösterip, hayranlıkla bakabileceği, örnek alacağı, etkileneceği, Müslüman şahsiyetlere ihtiyacımız var…Bir vakfa, bir büroya, bir dergâha, bir üniversite odasına, bir konferans salonuna, bir gazete köşesine hapsolmayan, şişirilmiş değil, hormonlu değil,Çin malı da değil, sosyal medya kahramanı da değil, doğal ve sahici, örnek Müslüman şahsiyetlere ihtiyacımız var…

Gizemli değil tesirli, olağanüstü değil sıradan,hayatımızın içinde dolaşan, dokunabileceğimiz, konuşabileceğimiz, dertleşebileceğimiz, beraber gülüp, beraber ağlayabileceğimiz, örnek Müslüman şahsiyetlere ihtiyacımız var…

Bakınca Allah’ı ve ahireti hatırlayabileceğimiz konuşunca ilmimizi arttırabileceğimiz, ibadet bilinciyle, ahlakıyla, sabrı ve samimiyetiyle, eminliğiyle örnek alabileceğimiz Müslüman şahsiyetlere ihtiyacımız var…)( –Abdülaziz Kıranşal–)

*

Bahsi geçen yazı böyle örneklerle, doğru ve yerinde tespitlerle devam ediyor. Ama yazarın büyük bir hasretle hayâl ettiği model insan, Müslüman-Türk’ün çok iyi bildiği ve bize aslâ yabancı olmayan Hazret-i Mevlânâ ve derviş kişiler değilse, ya kimdir?

(15 Aralık 2018 târihinde aynı başlık altında yapılan sohbet programının ilk bölümdür.)