İbrahim Gülşeni

1
588

Halvetiyye-Gülşeniyye tarikatının kurucusu ve şair olan İbrahim Gülşeni hakkında Mehmet Demirci tarafından kalema alınan yazıyı aşağıdan okuyabilirsiniz.

[v. 1534 ]

İbrahim Gülşeni’nin serüveni Diyarbakır’dan başlar, Güney ve Kuzey Azerbaycan, İran, tekrar Anadolu, Mısır, İstanbul sınırlarını içine alır. Gülşenı, İran’da Akkoyunlular, Mısır’da Memlük, Anadolu’ da Osmanlı yönetimiyle, bazan istemeyerek, bazan zorunlu olarak yakın ilişki içinde olur. Dede Ömer Rûşeni ve öğrencisi İbrahim Gülşeni ile, isimlerinden hareketle, aydınlık bir dünyanın önümüze açıldığını söyleyebiliriz. Rûşenı ve Gülşenı gibi kelimeler, sesleri ve anlamlarıyla içimizi aydınlatır ve ısıtır. İbrahim Gülşenı 15. yüzyılın ilk çeyreğinde Diyarbakır’ da doğdu. Menkıbeye göre soyu Oğuz Ata’ya dayanır. Memleketinde ilk tahsiline başladı. Yetenekli bir genç idi. Bilgi ve görgüsünü artırmak üzere, o devrin kültür merkezlerinden olan Tebriz’e gitti, öğrenimini orada tamamladı. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın sarayında îtibarlı bir yer edindi. Zengin oldu. Bir görev vesilesiyle Dede Ömer Rûşeni ile karşılaştı.

Ona intisab etti, sülûkünü tamamladı ve Rûşeni’nin vefatından sonra onun yerine geçti. Tebriz ve civarında bir takım siyası karışıklıklar baş gösterince, önce Diyarbakır’a gitti, bu arada hac görevini ifa etti. Tebriz’ de Şii yönetim başa geçince, Kudüs yoluyla Mısır’a ulaştı. Memlük yönetimiyle bazan iyi bazan kötü günleri oldu. Yavuz Selim Mısır’ı fethedince, şeyhe büyük saygı gösterdi. Kahire’ de kendisine bir arsa tahsis etti. O da büyük külliye teklindeki tekkesini inşa etti. Adı bütün Mısır’da duyuldu, dergahı müridlerle dolup taştı. Şöhreti İstanbul’a kadar ulaştı. O bir misyon adamıydı, bu konuda şöyle der:

“Ben bu mülke gelmeden nerdenliğim bilmişim Bilmeyene o mülkü bildirmeğe gelmişim.

Kanuni devrinde vezir İbrahim Paşa Mısır’ı teftişe geldiğinde, kendisini karşılayanlar arasında Gülşeni bulunmaz. Buna kızan vezir dönüşte Gülşeni’yi şikayet eder. İhtiyar halinde ve gözleri yeterince görmez durumda kendisini İstanbul’ a celbederler. İstanbul’ da ulema ve meşayıhla sohbetlerde bulunur. Sonunda Kanunı ile görüşür. Padişah kendisine çok saygı gösterir. Gülşeni’nin, iddia edildiği gibi siyası bir yönü ve emeli olmadığını anlar. Kendisinden hayır duada bulunmasını talep eder. Şeyh kalkmak isteyince, padişah bu yaşlı insanın elini tutarak kaldırır. O da: “Allah da sizin elinizden tutsun” diyerek duada bulunur. Sarayın hekimi gözlerini tedavi eder.

Gülşeni Mısır’a geri döndükten sonra 110 küsur yaşında 1534 yılında vefat etti. Türbesi Kahire’de Gülşenı Tekkesi içindedir. Ne yazık ki bugün bu tesisler bakımsız bir haldedir.

***

Her büyük mürşid gibi İbrahim Gülşeni’nin de zengin ve renkli menkıbeleri vardır. Menkıbelerde söz konusu olan şudur: Şahsın “ne olduğu” kadar “ne olarak görüldüğü” önem aşır. Sevenleri ve halk kitleleri onları öyle görmüş, öyle görmek istemişlerdir. Buna göre Güşen’i daha bebekken konuşmuş, küçük yaşta ilm-i ledün sahibi olmuş ve geleceği bilmiş, bulunduğu yere bereket getirmiş ve hastaları iyileştirmiştir.

Şu menkıbe hoştur: Kendisine “Gülşenı” mahlası, şeyhi Dede Ömer Ruşenı tarafından verilmiştir. Bir gün uyku ile uyanıklık arasında iken Dede Omer, Hz. Peygamber’in ruhaniyeti ile görüşür. Onunla bir bahçede dolaşırken, Hz. Peygamber bir gül koparır ve o sırada. yanlarında bulunan İbrahim’e verir; bunu emanet edip şeyhine vermesini söyler. Uyanıp kendine gelen Dede Ömer, olayın şaşkınlığı içinde bunun hikmetini düşünürken, İbrahim Efendi elinde bir gül ile çıka gelir ve kendisine takdim eder. Bunun üzerine Dede Ömer ona “Sen Gülşenîsin” der.

***

Türkçe, Farsça ve Arapça divanları olan Gülşenî şu beyitlerinde kendi şahsında insanları ikaz eder:

Gaflet ile geçti günün ah nideyim ömrüm seni
Çün bozuldu bu düzenin ah nideyim ömrüm seni.
Gece gündüz çalıştığın hırs u emelle yığdığın
Kala sensiz hanümanın ah nideyim ömrüm seni.

Terk etmedin bir dem heves, elindeyken almadın ders
Çünki hevayadır yönün ah nideyim ömrüm seni.
Zikir budur ey Gülşenî telkin edelden Ruşenî
Can atmadm sevdin teni ah nideyim ömrim seni.

Tasavvuf ve gönül dünyasının en zengin konusu sevgidir, aşktır. Aşk yolu çilelidir, zordur. Gülşenî’yi dinliyoruz:

Nice feryad edem billah amansız aşkın elinden
Çağırıp dâd edem billah amansız aşkın elinden.
Girip meydan-ı aşk içre başın top eyleyen gelsin
Ayak yerine başını o meydana koyan gelsin.

Bu konuda bir yandan sızlanır gibi görünürken, bir yandan da:

“Enel Hak yerine deyip enel Aşk

Sataştım dâr ile gavga-yı aşka” diye seslenir ve dolu dizgin ona atılır.

(*)Prof.Dr.Mehmet DEMİRCİ,Gönül Dünyâmızı Aydınlatanlar,Mavi Yayıncılık-2005 İst.