Kadın-Ken’an Rifâî

0
19

“Allah, Kur’ân-ı Kerîm’in Âl-i İmran Sûresi’nde (Zuyyine linnâs) Âyet-i Kerîmesi’yle…

“Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, hünerli ve cins atlara; develerle ekinlere karşı sevgi, arzu ve şehvet göstermek insanlara hoş gösterilmiştir” buyurur.

Bu âyete kadınlarla başlanması elbette çok mânâlıdır. Bu işâret, kadın sevgisinin ve kadın fitnesinin diğerlerinden daha şiddetli olduğunu gösterir.(….)

Kadın sevgisi ki onu bizzat Hak süslemiştir, halkın ondan kopması nasıl beklenebilir?

Meğerki yine Hak’dan bir hidâyet erişsin.

Hakkın âyeti: Kadın’la şehveti; evlâtla hayvânî tabiatı; altın ve gümüşle mal ve süslenme icrâsını; cins atlar ve develer’le onlara binebilenlerdeki ikbâl ve mevki ihtirasını ve sürülmüş ve yetişmiş ekinlerle, yine hükümet ve riyâset hırsını, kendini beğenmeyi, kibri işâret buyurur.

Bir kul, bütün bu şehvetlerden, Hakk’ın yardımı olmaksızın nasıl kurtulur?

İlâhî tecellîye mazhar olan Âdem Peygamber, tecelli nurları içinde dayanma kudretini kaybedince üzerine ceberut ve melekût alemlerinin de nûru indi. Havvâ böyle bir nurdan yaratıldı.

Şu sebeple ki, Âdem, Havvâ ile alışkanlık peydâ ederek tecelli hamlelerinden ürkmesin diye…

Hazret-i Muhammed’in mâneviyat âlemine daldığı ve ilâhî âlemlerin enginliği karşısında dehşette kaldığı zamanlarda zevcesi Ayşe’ye hitâp ederek: “Kellimînî Ya Hümeyrâ!” Hümeyrâ benimle konuş” diye seslenmeleri bundan ve bâzı bâzı dünyaya çekilme ihtiyacındandır.

Bir kimse, İran destanının büyük pehlivanı Zaloğlu Rüstem olsa, hattâ kahramanlıkta Hazret-i Muhammed’in amcası Hamza’nın kudretinde bulunsa yine de sevdiği kadının zebûnudur.

Su ile ateşin hallerini bilirsin.

Gerçi, su ateş gibi heybetli bir varlığı söndürebilme kudretindedir.

Ancak aynı su bir kab içinde bulunursa ateş onu kaynatır, bir damlası kalmayıncaya kadar buhar haline getirip havaya karıştırır. Kısaca kablar dolusu suyu ortalıktan yok eder.

İşte erkekle kadın da böyle su ile ateşe benzerler. Görünüşte su gibi olan erkek, kadına hâkim bir durumda ise de, işin iç yüzü böyle değildir.

Ateşin harareti gibi kadının sevgisi ve câzibesi de erkeği coşturup kaynatıp tüketmeye kadirdir.

İnsan varlığında da ruh, su gibi saf ve şeffaftır. Buna mukabil nefs ateş gibi yakıcı ve kaynatıcıdır.

Bunun için değil midir ki nefis ateşi, ruhun suyunu kaynatarak, ondaki ruhani letâfeti, vücûdun kesâfeti içine dağıtıp, ruhu nefse tâbî hâle kor.

Rûhun ateş üzerine konmuş bir kaptaki su gibi kaynatması bu yüzdendir.

Yine bu yüzdendir ki dünyâda kadını arzu eden erkek, görünüşte ona hâkim fakat hâkikatte hem kadına hem de yine dişi tabiatlı olan nefsine mağlup ve mahkûmdur.

Çünkü erkek hayatta olduğu müddetçe kadınsız olmaz ve olamaz. Esâsen bu vasıflar yalnız insanda vardır. Çünkü akıl ve aşk ancak insana mahsustur. Hayvanda akıl yoktur. Aşk ise tam değildir.

Türlü eksiklikler içindedir.

Akılda ve aşkta bu noksanlık yüzündendir ki, çoğu hayvan dişisinin mağlubu olmaz.

Bunun içindir ki Hazret-i Muhammed, kadınlar akıl ve gönül sahibi erkeklere hükmederler, buyurmuştur. Hakikat de budur.

Akıllı ve ince ruhlu bir erkek kadınlara karşı dâimâ anlayışlı ve şefkatli olur, onlara sertlikle muameleden çekinir, onları kırmak ve incitmek istemez.

Buna mukabil câhil ve akılsız erkeklerdir ki, kadınları ezerler, onlara karşı sert ve kaba olurlar.

Çünkü onların tabiatında hayvanlık üstün gelir.

Aşk ve ruh inceliği insanlara mahsus sıfatlardır. Sertlik ve şehvet ise hayvanların sıfatıdır.

Bu demektir ki insanın sevdiği kadına karşı duyduğu aşk ve çekiliş beyhûde değildir. Çünkü kadın Allah güzelliğinin yeryüzüne vurmuş bir nurudur, sâdece sevgili değildir, denilebilir ki âdetâ mahlûk değil de Hâlıktır.

Bu hakikate vardıktan sonradır ki kadın erkeğin yarısıdır, diyen Hazret-i Muhammed’in hadisi daha açık anlaşılır.

En kuvvetli erkeklerin dahî kadınlar karşısında zaafa düşmelerindeki sır meydana çıkar.

O kadar ki kadına mağlup olmanın erkekte bir seviye ve irfan mes’elesi olduğu anlaşılır.

Bir erkeğin kadına zebun olması onun kemâlinin ve irfanının ölçüsü olur.

İslâm dîninin kadınlara verdiği ehemmiyet Kur’ân-ı Kerim’in şahâdetiyle sabittir.

Kur’ân-ı Kerim’de Müslümanlara hitaplar hemen her fırsatta mü’minûn-mü’minât, sâlihûn-sâlihât gibi erkeklere ve kadınlara aynı değeri veren söyleyişlerdir.

Kur’an-ı Kerim, inanmış kadınları, inanmış erkeklerden ayrı düşünmemiş ve ayrı yâd etmemiştir.

Allah’ın kadına verdiği değer, kadının, kendi yaratıcı kudretdinden vasıflar taşıması hayatın devamlılığında büyük vazife görmesi gibi, ilâhî mukadderatın azîz bir rüknü olmasındandır.

İşâret olunduğu gibi, “kadına muhabbet, onların vücudları aynasında Cenâb-ı Hakk’ı müşâhede edebilmektir.

İbn-i Fârız da her güzelin güzelliği Allah güzelliğinden aksetmiş bir parçadır, der.

Demek ki erkeğin kadına sevgisi bir bakıma onun vâsıtasıyle ilâhî güzelliğin vuslatını dilemek mânâsındadır. Bunun için de kadının erkeğe galebesi tabiidir.

Fakat böyle bir düşünce ancak belirli bir irfan seviyesine varmış ve mâneviyat âlemlerinde mesâfeler kat etmiş erkekler için doğrudur.” –

Hazret-i Ken’an Rifâî (Şerhli Mesnevî-i Şerîf’den)