Kadınlar Hamamı

0
24

(Dünden Hâtıralar)(*)

İstanbul’un semt semt, kimi suyu, kimi temizliği ve ferahlığı, kimi «ana» ve «natır»larının, «Usta”larının terbiyesi,” neşesi, tecrübesi, türlü türlü  mârifetleri ile ün almış birçok hamamları vardı.

Ekserisi gündüzün kadınlara hasr ve tahsis edilir, bazıları ise erkekler için ayrı, kadınlar için de yine ayrı kısımları ihtiva eden «çifte hamam» şeklinde idi.

Bu çifte hamamların kadınlara mahsus kısmının kapısı mutlaka yan bir sokağa açılır, müşteriler oraya çekinmeden, sıkılmadan girip çıkabilirlerdi.

Az çok kibar, içtimai mevki sahibi bir aile çarşı hamamına gitmiye karar verdi mi, iki üç gün evvelinden, teklifsiz birkaç ahbâba haber gönderilir, o gün için konağa davet edilirdi.

Sabahleyin erkenden kalfalar bohçaları hazırlarlardı.

Her birinin içine birer ipekli fıta, Bursa işi birer peştemal, birer silecek, birer tâne baş, yüz ve ayak havlusu, birer lif ve hamam kesesi,

kenarları oyalı birer yemeni, saçlar, avuçlar ve tırnaklar için kına, kaşlar için rastık, birer kalıp kuru Girit sabunu, tarak, ayna ve bir de gümüş, yahut ki, fakfon tas konurdu.

Sedefli, çuhalı nalınların ise ayrı torbası vardı.

Yine başka bir bohçaya temiz birer kat çamaşır da yerleştirildikten sonra bunlar konağın ayvaz tabir edilen ve mutlaka Vanlı, Erzurumlu, Haçinli bir Ermeni olması icap eden adama verilir önden hamama gönderilirdi.


Ayvazın hangi kapıya mensup bulunduğunu bilen usta derhâl emirler verir, birazdan teşrif buyuracak hanımefendiler için üst kattaki camekanda bir soyunma yeri, hamamın içinde de bir halvet hazırlatırdı.

Yıkandıktan sonra belki canları isterse diye, hamam Vefada,

Şehzadebaşı’nda, Vezneciler veya civarında bulunuyor, mevsim de kışa rastlıyorsa boza, Aksarayda, Divanyolunda, Firuzağa’da, Ağahamamı’nda ise turşu ısmarlar, hazır bulundururdu.

Hamama alelâde yıkanmak, aynı zamanda vakit geçirmek maksadiyle gidildiği gibi, hamam hayâtın muayyen safhaları ile de alakadar bulunurdu.

Bir kız kocaya varacağı zaman, düğünden bir iki gün evvel gelin hamamına götürülürdü.

Kezâlik lohusalar için merasimle [kırk hamamı] yapılırdı.

Bu hamamlar bilhassa pek eğlenceli olurdu. Gelin hamamı, düğünden iki gün evveline, yani salıya rast getirilirdi.

Bu aleme güvey tarafının hemen hemen bütün kadın akrabası ve hatırlı ahbapları davet olunurdu. Kız hamama onların hepsinden önce gider, gelenleri birer birer karşılar, izaz ve ikram ederdi.

Herkes tamam olunca, içeriye sıcağa girmeden evvel dış avluda, soğuklukta toplanılır, kızın başına bir çarşaf tutulur, kendisine avlu tavaf ettirildikten sonra hep birlikte içeriye girilirdi.

Burada türküler, «ala ala hey!» ler, kahkahalar kubbeyi çınlatırken kız türlü türlü takdir sözleri,

«Maşallah! tebârekallah» lar arasında yıkanır, müteakiben kurnanın içine elmalar, çil paralar, çöreotu, üzerlik atılır, natıra, ana kadına münâsip bahşişler verilir, meclisi şenlendirmek için celp olunan/getirilen çengilere paralar yapıştırılırdı.

Kırk hamamı da aynı sûretle bir eğlence vesîlesiydi.

Burada da çeng ü çığane ile kınalar yakılır, rastıklar çekilir, türküler, mâniler söylenir, şen kahkahalar atılırdı.

Lohusa yıkandıktan sonra, kendisini doğurtan ve dâvetliler arasında bulunan ebe hanım onun belini geniş bir kuşakla sıkar, hamamdan çıkacağı sırada da sağ elini kırk defa içine batırarak, kırkladığı bir tas suyu lohusanın başından dökmeyi ihmâl etmezdi.

Ergen erkek evlat sâhibi bazı kadınlar çarşı hamamına kendilerine gelin seçmek için de giderlerdi.

Orada, kurna başında gözlerine kestirdikleri herhangi bir tâzeyi yanındakilerden sorar, soruştururlar, eğer sâhipsiz ise Allah’ın emri ile kendisine tâlip olurlardı.

Hamamda, çırılçıplak görülüp de beğenilen kızın, artık evlendikten sonra meydana çıkacak herhangi bir kusuru olamazdı.

Boy, pos, endam, billur gibi vücut, asmakabağı gibi kollar… sürâhi gibi bilekler. Bir ten, bir ten ki, hanım, sorma! Teleme peyniri, lokum şekeri sanırsın. Ya o renk? Hokka gülü gibi, kırk bir kere maaşallah!

Diye meth ü senâ ettiği bir kızı kaynana beğendikten sonra, mahdum ne haddine itiraz etsin? Gözü kapalı alırdı.


Mahalle karıları için hamam daha geniş ölçüde bir cünbüş yeri idi.

Onlar oraya sanki Hıdrellez’de Kağıthâne’ye gider gibi giderler, dolmalar, söğüşler, helvalar götürür, göbektaşının üstüne bağdaş kurup, tepe camlarından kapların içine damlayan kirli buhar suyundan tiksinmiyerek boyuna atıştırırlardı.

Bir yandan da şunun bunun hakkında yaptıkları dedikodu yüzünden bâzan aralarında kavga çıktığı ve biribirlerinin kafasına takunya, nalın, tas fırlattıkları olurdu. O zaman, güçlü kuvvetli hamam anaları müdâhale eder, onları bellerinden kavradıkları gibi dışarıya, soğukluğa atarlardı.