Külâh ve Mühür

0
39

Sultan Abdülaziz, bir gün huzûrunda hokkabaz oynatıyordu. Sadrâzam Âli Paşa da oradaydı. Pâdişah, oyun sırasında Sadrâzama hitâben:

–Paşa, hokkabazın başına giydiği pamuklu uzun kavezayıeskiden hokkabazların başına giydiği Yahudi külâhı- siz de giyseniz, bakalım endâm-ı zarifinize yakışacak mı? Dedi.

 Paşanın canı, bu soğuk şakadan sıkılmıştı, hemen:

–Ferman Hünkârımındır. Bizler, zaman olur sadrâzam kavezası, zaman olur hokkabaz kavezası giyeriz. Her ikisi de benliğimizde bir değişiklik yapmaz.’’ Diyerek, cebinden çıkardığı mühr-i hümâyûnu –pâdişahın mührünü-Sultan Aziz’in önüne koydu ve peşinden de kavezayı giymeye davranırken, pâdişah:

–Paşa, bu nedür?

Dedikte, Sadrâzam:

–Pâdişâhın mutlak vekili, devletin sadrâzamı olan bir adamın nişânesi Mühr-i Hümâyun’dur. Üzerinde mühr-i hümâyun bulunan bir adam hokkabaz kavezası giyerse, pâdişâhının, devletinin îtibârını… Şeref ve haysiyetini, hokkabaz oyunu gibi gülünç bir mevkî’e düşürür. Anın çün benim başımda hokkabaz kavezası durdukça, mühr-i hümâyunun da sizde durmasını münasip buldum’’, diyerek pâdişahı bu soğuk şakasından dolayı pişman etmişti.