Geçtiğimiz yıllarda, bu nâdîde yapının önüne; derme-çatma ve nisbetsiz, mânâsız bir motorlu semâzen heykeli inşâ edilmiştir. Ayrıca hazîrenin batısındaki alana bir çeşme ve çeşmenin yanına da maalesef bir tuvalet yapılmıştır.

Halbuki buraya elli metrelik mesâfede Ulu Câmi’nin umûmî tuvaletleri mevcuttur.   Üstelik bunlarla da yetinilmemiş… Hâlen park olan, dünkü Mevlevî büyüklerinin ikamet ettiği kayıp evin ve derviş hücrelerinin bulunduğu bölgeye, yâni Hazîre’ningüneyine rastlayan alana turist celbetmek(!) hayâliyle son derece basit; mîmârîve mânevî dokuya taban tabana zıt, ahşap portatif dükkânlar kurulmuştur.

Giriş kapısının üstünde bulunan -ve biraz önce, başta sözü geçen- “Yâ Hazreti Ergun” yazılı çini levha, Halil Mâhir Bey tarafından kaleme alınmıştır. 


“Yâ Hazreti Ergun”

Daha üstteki “Yâ Hazreti Mevlânâ” yazısı ise Çini Ustası merhum Ahmet Şâhin’e âittir.

Cumhur kapısından girişte, sağdan üst kata çıkılan merdivenlerle mutribân mahfiline ulaşılır. Daha üstteki bölümün ise hanımlara tahsîs edildiği bilinmektedir. 

Semâhâne’nin çevresindeki sekiz direk üzerinde, Mevlevî sikkeleri, “Muhammed Celâleddin Rûmî Kuddûse sırruhû Yâ Hazreti Mevlânâ”, Ashab-ı Kehf ve Kıtmir yazıları mevcuttur. Kubbe kasnağında, Âyete’l-kürsî ve devâmında “Lâ ikrâhe fi-ddin” âyeti ilehattın ketebesi; Ahmed Mâhir Tekfurdağızâde Kütahyavî 1254/1838-1839 ibâresi yazılıdır. 

Kubbede ise Allah, Muhammed lâfızlarının yanı sıra;

Dört Hâlife’nin, Hz. Hasan ve Hüseyin’in isimleriyle İhlâs Sûresi yer almaktadır.