Maç-Sâmiha Ayverdi

0
54

Çeviklik ve ustalık isteyen futbolda bir fikrî taraf aramak elbette muhâl.

Ancak on bin hattâ yüz binlere delice heyecan vererek, gözlerini bir meşin topun üstüne

diktiren ve âdeta onu kıble ittihaz eder/kıble kabul eder hâle getiren hâdiseyi, omuz silkip görmezlikten gelmek ve inkâr etmek elbette mümkün olamaz.

Halbuki kütleyi tek noktada birleştiren bu hâdiseyi teşrih masasına yatırıp didiklemeden o sosyolojik vakıanın küçümsenmesi doğru değildir.

Zîra bütün dünyâyı sarmış olan bir içtimâî iptilânın/sosyal tutku peşin olarak görmezlikten gelinmesi, kütleye karşı işlenmiş bir peşin hüküm, bir hatâdır.

Bu çılgınlığın bir rûhî ve içtimâî kaynağı olduğunu aramak gerek.

Yoksa bir topun fileye girip girmemesi vâkıası, ilk bakışta lâfı bile edilmeye değmeyen basit bir sapıklıktır diyerek kesip atmaya imkân yoktur.


Eski devirlerde de gençliğin, enerjisine istikamet veren at yarışları, cirit, ok atma gibi sporlar vardı. Fakat bunlardan hiçbiri son asırlarda kütleleri sarıp sarmalamış bir illet/hastalık, bir iptilâ olmamıştı.

Nihâyet bu sporlar, bir zümrenin, mahdut/sınırlı bir çevrenin alâkasını çekerek, muayyen bir

sınıfa hitap eyleyen eğlencelerdi ki bu eğlencelere iştirak edenler, çoluğu çocuğu, genci yaşlısı ile topyekûn cemiyet hayâtına gönül bağlamış kalabalıklar değildi.

O devirlerde spor, zevk ve eğlence ihitiyâcını fersah fersah aşan derûnî/kalbî başka başka alâkalar, rûhî ve estetik zevkler de mevcuttu.

Öyle ki, insanlar daha çok kitap okur, şiir söyler, hiç değilse okunanları ve söylenenleri dinler, saz çalar, oymacılık yapar, kuş yetiştirir, kuş kafeslerinin şâhâneleri onların hünerli ellerinden

çıkar, hattatlıkta, nakkaşlıkta üstadlık gösterir, meydana çıkardığı şâheserlerle başarısını dünyaya kabul ettirir, kolunda kuvvet, bileğinde güç varsa okçuluğa heves eyler, güreşir, hemen er meydanlarının muzaffer pehlivanı olurlardı.


Şimdi bütün bunların yerini alan öyle bir futbol hayranlığı bulunuyor ki, devâsâ bir mıknatıs gibi, kütleleri, karşısında büyüleyerek sarhoş ediyor.

Hâdise, sosyal bir vâkıadır/olgudur. Önüne geçilmesi beklenemez.

Ancak cemiyetlerin derûnî hazırlığı tamamlanıp rûhî ve mânevî talebinden gelecek bir tekevvün/oluş, bir istektir ki korkunç seller gibi kütleleri önüne katıp sürmüş bulunan bu iptilâların önüne geçebilsin.