Merkez Efendi

0
499

[v. 1552 ]

Asıl adı Kılıçoğlu Musa b. Muslihiddin olan Merkez Efendi, 15. ve 16. yüzyıllarda yaşamıştır. Gerek sağlığında gerekse vefatından sonra hep ilgi merkezi oldu. Bugün de, İstanbul’da kendi adıyla anılan ruhaniyetli çevre; câmii, türbesi, kabristanı: hamamı ve mahallesiyle yaşamaktadır. Ayrıca içerisinde bulunan çok sayıda mânâ erlerinin kabirleri ile canlılığını devâm ettirmektedir. Şakâyık-ı Numâniye’yi dilimize çeviren Mecdi’ nin ifadesiyle, “Mezar-ı şerifi sur dışında kendi binâ ettiği câmi ve zâviyededir.

Âlem halkı onun rûhâniyetinden istimdâd edip kabri üzre duâ ve istis’ ad ederler” yâni orayı uğurlu sayarlar. Merkez Efendi, ilk öğrenimini kendi memleketi olan Denizli ve çevresinde tamamladıktan sonra İstanbul’a geldi. Başlangıçta ilim öğrenmeye meraklıdır. Onun için burada medrese tahsıline başladı. Medreseler eskiden beri genellikle kitâbî İlimierin okutulduğu ve daha çok akıl ve nakil çerçevesinde faaliyet gösteren kurumlar olarak dikkati çeker. Bunların ilim ve kültür hayâtımızdaki yerleri inkâr edilemez. Ama insana sâdece akıl bilgisinin kâfî gelmediği de bir gerçektir. İşte genç Muslihiddin’i de medrese bilgileri tatmin etmemiş olmalı ki, bu arada sık sık şeyhlerin meclislerine devâm etti.

Merkez Efendi’nin tasavvuf eğitimine kabul edilişi pek kolay olmamış görünüyor. ilk başvurduğu şeyh Habib Karamanî’ ‘dir. Bu şeyh kendisine “Muslihiddin” lakâbını verir ve vaazda bulunmasını tavsiye eder. Daha erken bulduğu veya istîdat görmediği için müridliğe kabûl etmez. Bir müddet daha vâizlik yaptıktan sonra Muslihiddin, İstanbul Etyemez Dergâhı şeyhinin kızıyla evlenir ve aynı zâviyede tasavvufi eğitim demek olan riyâzete başlar. Henüz tasavvufl hayâtın derinliğine girebilmiş değildir. İşin garibi, o sırada şöhretli bir şeyh olan Sünbül Efendi’ nin şiddetle aleyhinde bulunmaktadır. İçinde bir takım sarsıntılar olmuşsa da hâlâ medrese mollalığı ağır basmaktadır.

Bir gün korkunç bir rüya görür. Kayınpederi dâhil, kimse rüyâsını yorumlayamaz. Şöhretini biliyorsa da Sünbül Efendi’ye gidemez; çünkü onu beğenmemekte ve tenkîd etmektedir. Bu hâlin sıkıntısı ve baskısı altında bunalmışken, ikinci defa gördüğü bir rüyâda Sünbül Efendi, daha önceki rüyâsını, kendisini tatmîn edecek şekilde tâbîr eder. Bunun üzerine bir arkadaşı ile birlikte onu ziyârete mecbur kalır ve ona intisâb eder.

Merkez Efendi; medrese tahsîli yapmış, rûhen tatmin olamamış, mânevıî arayışlar içinde bocalamış, nihâyet huzûru Sünbül Efendi Dergâhı’nda bulmuştur. Koca Mustafa Paşa’ daki bu dergâha geldiği vakit evli, çoluk çocuk sâhibi biri olduğuna göre, erişkin yaşlardadır. Buna rağmen zorlu bir tasavvufıî eğitim devresine başlatılır ve burada sülûkünü tamamlar.

Bundan sonra Merkez Efendi’nin mürşidlik dönemi başlayacaktır. Ömrünün sonuna kadar bu irşad hizmetini devâm ettirmiştir. Önce Sevindik Dede Zâviyesi şeyhliğinde bulunur. Bu hizmeti sırasında başarılı ve göz doldurmuş olmalı ki, ikinci görev olarak şehzâde şehri Manisa’ da kendisine hizmet verilir. Kanuni’ nin annesi Hafsa Sultan, Manisa’ da bir imâret yaptırmış, yanına da bir zâviye yâni küçük tekke inşâ edilmiştir. Sünbül Efendi’ den burada şeyhlik yapacak bir adamını ister, o da Merkez Efendi’yi gönderir. Meşhur mesir macunu bu devrenin hâtırası sayılır.

Rivâyete göre, o sırada Manisa’ da vâli olan Şehzâde Süleyman, sık sık Merkez Efendi’nin zikir meclislerine gelirdi. Bu yakınlıkları, Kanuni padişah olduktan sonra ve İstanbul’ da da devam etmiştir.

Merkez Efendi’nin şeyh olarak tasavvuf eğitiminde üçüncü önemli görevi, mürşidi Sünbül Efendi’ nin vefâtı üzerine onun yerini alması ve hizmete İstanbul’ da devâm etmesidir.

Yalnız dolaşmayı seven Merkez Efendi, bir gün sur dışında gezerken yer altından akıp giden bir su sesi duyar. Müridleri ile birlikte burası kazılınca akan su ve havuz bulunur. Orada bir câmi, dergâh ve hamam yapılır. Böylece, daha sonra gelişecek olan ve bugün de varlığını devam ettiren Merkez Efendi Külliyesi’nin temelleri atılmış olur. Bu yapıların teşekkülü ile ilgili başka rivâyetler de olmakla berâber, şurası kesindir ki, Merkez Efendi, çok defâ Koca Mustafa Dergâhı’ nda bulunmakla birlikte, zaman zaman bugünkü Merkez Efendi Dergâhı’ na uğrar, orada kalırdı. Nitekim türbesi de bu sonuncu mekândadır.

***

Merkez Efendi’ nin şefkat ve merhameti hayvanlara kadar ulaşmıştır. “Komşumuz olan fâreler incinmesin” der ve bu yüzden kedi beslemezdi. Vâizliği sırasında belde belde dolaşırken çiftçilerin yanına sokulur; onlara, aman öküzlere iyi davranın, iyi bakın diye öğüt verirdi. Seyahatlerinde beyaz bir merkebe biner, yollarda rastladığı çocuklara vermek için heybesinde üzüm ve bâdem bulundururdu. Üzüntü ve sıkıntıya yol açabilecek söz söylemezdi.

Doksanını aşkın yaşta 1552’de vefat etti, cenaze namazını devrin meşhur şeyhülislamı Ebussuud Efendi kıldırdı.

Merkez Efendi’ nin bir münacatından:

“Eyâ âlemlerin şâhı

Tecellî kıl tesellî kıl

Gönüller burcunun mâhı

Tecelli kıl tecelli kıl.

Ciğerden eylerim feryâd

Bu benlik dâvâsından dâd

İkilikten kılıp âzâd

Tecelli kıl teselli kıl.

Bu Merkez kulun candan

Yine ister seni senden

Açıp hüsnün nikabından

Tecelli kıl teselli kıl. ”

————————————-

(*)Prof.Dr.Mehmet DEMİRCİ,Gönül Dünyâmızı Aydınlatanlar,Mavi Yayıncılık-2005 İst.