Siyonizmin Siyâset Sahnesine Çıkışı-7-Sâmiha Ayverdi

0
323

Jön Türkler ve Masonlar

7. Sultan Azîz her ne kadar velîahdı husûsî hayâtında tazyik ve kontrolden uzak bulunduruyorsa da, sarayına girip çıkan bu ajanların yine de pâdişahdan gizli tutulması lâzım geliyordu.

Onun için Farmason teşkîlâtının memleket içinden veyâ dışından gelen temsilcileriyle temâsını, Beyoğlu ve Galata simsarlarından ve lövantenlerinden bir şebeke idâre ediyordu. Bu mevzûda, bilhassa velîahdın hem şahsî dostu, hem de geniş salâhiyetli bir Mason olan Clementi’nin rolü büyüktü.

Murad Efendi’nin etrâfını saran kasıldı yabancılar ve gafil vatanseverler, kâh Madam Flori’nin köşkünde; kâh Köçeoğlu’nun, kâh Mustafa Fâzıl Paşa’nın bağlarında; kâh ise Kurbağalıdere Çiftliği’nde toplanarak iç ve dış efkârı Sultan Abdülaziz’in aleyhine çevirmek üzere plânlar kuruyorlardı.

Yalnız Şinâsi, Nâmık Kemâl’in ısrarlarına rağmen, ciddî bir prensibe ve sisteme dayanmadığını anladığı Jön Türk cemiyetinin içinden yavaşça sıyrılmış ve onu tâkîben de Suphi Paşazâde Âyetullah Bey,vatan adının perdesi arkasında dönen trajik ve iğrenç oyunun mâhiyetini yakından ve içinden seyretmeğe tahammül edmeyerek aralarından uzaklaşmıştı.

Bu çekilmeğe sebep de,cemiyet mensuplarının Veli Efendi İhtilâl Toplantısı’nda tuttukları istikamet ve aldıkları karardı ki tatbîkatının, memleketi tekme ile uçuruma itmekten başka bir şey olmadığını görerek, hattâ arkadaşlarını ihbâr etmek zorunda kalmıştı.

Jön Türkler’i mürüvvet ve yardımına gark eden Mısır Prensi Mustafa Fâzıl Paşa’nın büyük derdi, kaybettiği Mısır verâsetini tekrar elde edebilmekti. Bunun te’mîni için ise, Mahmud Nedim Paşa’nın tekrar sadârete gelmesi lâzımdı.

İşte bir yandan Siyonist tuzağına düşen; bu arada Rus Sefîri General İgnatiev ile İngiliz Sefîri Sir Henri Elliod’un siyâsî manevralarını fark etmeyen; bir yandan da günübirlik politikacılığın heyecânına kapılmış bu safdil vatanseverler, memleketin bozuk gidişinin tek ve gerçek dâvâsını, Murad Efendi’yi tahta geçirmekte görerek, var kuvvetleriyle faâliyetlerini bu istikamette hızlandırmış bulunuyorlardı.

Şâyet Masonlara göre Masonluk nedir? Diye araştıracak olursak, kendilerini şu klişe ile tablolaştırdıkları görülür: “İnsan haklarını ve ideallerini korumak; münevverlerin bir araya gelip, bu ideallerin memleket hudutları içinde ve dışında tahakkukuna çalışmak; rasyonel, insâniyet sever, hürriyet, müsâvat ve uhuvvet esaslarına dayanan milletlerarası bir teşekkül.”

Fakat îtikad ve muâmele arasındaki zıddiyet, bu teşkîlâtın temel prensiplerinden olduğu için, işin bu tarafından habersiz bulunan büyük çoğunluk, tatlı tatlı çalan yem borusu tarafına safdillikle, akın akın giderler.

Localar tarafından jüdacı bir merâsimle tahlîf edilip kendilerine mâl edilen bu vatandaşlar, fiilen memleketlerine zararlı olmayacak, dürüst ve fazîletli kimseler de olsalar, yine teşkîlâtın makbûlüdür.Hattâ bu temiz ve sağlam kimselerin mevcûdiyeti, cemiyetin oltası ucundaki yem gibidir.

Bir de, boş bulunup o tuzağa ayağını kaptırmış olanlar, günün birinde teşkîlâtın mâhiyetini öğrenseler dahî, herhangi bir mukavemet hareketine geçemeyecek,geçecek olsalar, kendilerini iktisâdî, içtimâî, meslekî hattâ âilevî hayatları tehlikeye düşecek trüklerle elleri ayakları bağlanmış bulurlar.

Onun için Farmason Cemiyeti, her zaman aktif eleman aramaz. Zîrâ bir münevverin locaya karşı mukabil harekete geçememesi, susup zararsız hâle gelmesi de, teşkîlât için kazançtır. Fakat memleket için şüphesiz ki acı bir kayıptır.

Târih boyunca Kudüs için döğünen Yahudiler’e hizmet etmek yolunda, gayet ustalıkla istikametlenmiş bu teşekkülün tâkîb ettiği rota, değil figüran Masonlarca, derece almış ileri rütbeli âzâ tarafından dahî mâlûm değildir. Büyük kalabalığı teşkîl eden gafil ve aldanmış zümre, ancak kumandan köprüsünden verilen emirlerin sâdık icrâ organlarıdır.

Masonik teşekküllerin çeşitli vâidlerine ve önlerine açtıkları maddî ve iktisâdî imkânların câzibesine kapılmış zümreler, kölelik ve esâret devirlerinde olduğundan daha kuvvetli ve sırlı bir mahâretle sevk ve idâre edilerek, Siyon menfaatinin amelesi hâline girmişlerdir.

Ortaçağ’ın kırbaç altında çalıştırılan esirleri, forsaları; ehramlar, surlar, kaleler, âbideler yapmışlardır. Siyon menfaatinin mânevî esirleri ise, ruhlarına inen darbelere rağmen, beşeriyete bu kadarcık bir hizmet dahî edemeden, tanımadıkları ve tanışamayacakları efendileri uğruna sadâkatle faâliyet gösterirler.

Bir ihtilâl, bir siyâsî ve iktisâdî entrika çarhı olan bu müessese, içtimâî ve siyâsî düzensizlik yaratmakta târihî vazîfesini görürken, bu vazîfeyi her memleketin ve milletin kisvesine bürünerek, tahrîbâtı bizzat o toprağın evlâtlarına yaptırır. Hem de yıkmak istediği değerler, ölçü ve sınıflar muvâzenesi yerine, kendi zümresinin mnfaat ve saltanatını koyar.

Yahudi zekâsı, kütlelerin Masonluğa intisâbını bir münevverlik berâtı ve îcâbı hâline koymakla, bu modaya uymayı, âdetâ önünden kaçılmaz zarûretler hâline getirmiştir. Bir kere de o fâsid dâirenin çarhına tutulan için, üstüne havâle edilen her vazîfeyi kof bir gurûrun otomatizmi ile îfâ etmekten başka çâre kalmamış demektir.

Sâmiha AYVERDİ Türk Târihinde Osmanlı Asırları