Siyonizmin Zaferi-15/Sâmiha Ayverdi

0
17

Beşinci Sultan Murad’ı tahta getirenler, ne çâre ki bu muvaffakıyetlerinden kâm alacak/zevkini sürecek fırsatı bir türlü bulamıyorlardı. Zîrâ büyük emellerle tahta oturttukları pâdişâhın hastalığı ciddî idi. Bundan başka, iki mühim hâdise, elebaşıların keyfini iyiden iyiye kaçırmaya yetip artmıştı.

Hal’ vak’asını plânlayıp tatbik sahasına koymak zamânı geldiğinde, pâdişâha sâdık askerin bu harekete mukavemetle cevap vermesinden korkularak Şam’dan ve başka vilâyetlerden Arnavud birlikleri getirtilmişti.

İstanbul’a çağrılmalarının sebebini bilmeyen bu kıt’alara ise, pâdişâhın öldüğü veyâ memleketi Moskof’a satmaması için hal’ edildiği yolunda zikzaklı ve birbirini tutmayan haberler verilmek sûretiyle hükümdar aleyhine psikolojik zemin hazırlanmış bulunuyordu.

Hüseyin Avni Paşa’nın bir gölgesi demek olan Bahriye Nâzırı Kayseriyeli Ahmed Paşa deniz kuvvetlerini ele almış, Harbiye Mektebi Nâzırı Süleyman Paşa ise Harbiyelileri kandırarak, Gümüşsuyu ve Taşkışla’dan da asker ve talebe getirmiş ve nihâyet Midhat Paşa ile Hüseyin Avni Paşa’nın elleri ve emirleri altında toplanan bu ipuçlarının kımıldatılma işâretiyle de derhal saray muhâsara edilerek/kuşatılarak pâdişah, akıl almaz derecede bayağı, çirkin ve türlü hakaretlerle Topkapı Sarayı’na nakledilmişti.

Fakat vak’ayı hazırlayanlardan bilhassa Hüseyin Avni Paşa’nın, bir devlet adamından ziyâde, kin ve husûmetle gözleri kararmış bir eşkiyâ gibi hareket ederek hal’edilen pâdişâhı askere tahkîr/hakaret ettirmesi; intikam için vesîleler îcâd ederek, öldürtülecekmiş zannını uyandırtacak hareketlere tâbî tutturması, aç bırakılmak, çocuklarına ve kadınlarına en kötü muâmeleleri revâ görmek gibi bayağılıklar; hâdiseyi olduğundan da vahim ve korkulu hâle getirmişti.

Hele kapanın elinde kalan saray halkının hâli bambaşka bir fâcia olmuştu. Genç veyâ yaşlı saray kadınlarının ellerinde bulunan üç beş kuruşlarından başka, saat, kordon, küpe, yüzük gibi basit ziynet eşyâlarına ve sandıklarına kadar zapt ve müsâdere edilmişti.

Âtıf Bey, dilber saray câriyelerinden bahsederken “erkân-ı erbaa” dediği Hüseyin Avni, Midhat, Rüştü Paşa’lar ile Hayrullah Efendi’nin, bunlardan bol bol “dâne-i çîni vuslat” olduklarını söyleyerek, hal’ perdesi altında cereyân eden gaddarlıkları anlatmakla bitiremez.

Hal’ine başlıca sebep olarak isrâfı öne sürülen Sultan Abdülazîz’i tahttan alanlar hakkında İbnül Emin Mahmud Kemâl, Son Sadrâzamlar isimli eserinde;

“Hal’inden sonra vâkî olan israf cümlesindendir ki, saray hazînesinde mevcud eshâm, demiryolları tahvîlâtı, nukud ve mücevherat ve pek kıymetli eşyâ, devletin hazînesine girmeyip, bir kısmı lüzumsuz yerlere gitti; bir kısmı da kapanın elinde kaldı. Pâdişâh’a medâr-ı töhmet addedilen servet ile devlet hazînesinin müzâyakasını gidermeye çalışılmayıp yağma ve imhâ edenlerin pâdişâha israf isnâd etmekten utanmamaları hayâ sâhiplerini utandırdı…” der.

Pâdişâh’a medâr-ı töhmet addedilen servet ile devlet hazînesinin müzâyakasını gidermeye çalışılmayıp yağma ve imhâ edenlerin pâdişâha israf isnâd etmekten utanmamaları hayâ sâhiplerini utandırdı…” der.

Mahmud Celâleddin Paşa da, Mir’at-ı Hakîkat isimli eserinde aynı mes’eleye temâs ederken:Devlet’in umûr-ı siyâsiyyece uğradığı belâdan halâsa medâr olmayıp, belki saltanat tebeddülünden sonra buhran hâli daha da ağırlaşmıştır.”  Demektedir.

Eski Sadrâzamlardan Yusuf Kâmil Paşa’nın ise saraya gelip de hal’ hâdisesini öğrenince gösterdiği reaksiyon, şu veyâ bu cereyânın adamı olmayan tarafsızların görüşünü aksettirmesi bakımından çok dikkate değer. Paşa, salonun kalabalığı ortasında ilerleyip, öfke ile Sadrâzam Rüştü Paşa’nın önüne gelerek:

“-Bunca yıllardan beri unutulmuş olan meş’um fiili yenilediniz. Menfaat-ı şahsiyyenizi muhâfaza için devlet ve milletin menfaatını ayaklar altına aldınız. Bu yüzden, dâhilde hâriçte bir çok fenâlıklar zuhûr edeceğini hatıra getirmediniz, Allah cezânızı versin!” diye bağırmıştır.