Sohbetler-50

0
244

“Bâzı kimseler bütün zamanlarını ibâdete tahsis ediyorlar. Bu doğru mudur?

-Muâviye çok ibadet ederdi. Bir gün Rasûlullah Efendimiz: Ya Muâviye çok ibâdet ediyorsun. Amma bir zevk duygun yok. İbâdetin az olsun, fakat duygulu olsun. Senin vazifen beş vakit namaz kılmaktır buyurmuştur.

Her şeyden evvel lâzım olan irfan ve temiz ahlâktır. Böylece de kendini bilmeye, kendini görmeye ve kalbini temizlemeye çalışmaktır. Sabahlara kadar namaz kılan kimse olur ki bir gün usanır.

Hacı Mehmet isminde çok namaz kılan birisi varmış. Bunu bilen muzibin biri tavan arasına saklanmış. Tam namaz kılıp yattığı sırada tavandaki muzip adam: Yâ Hacı Mehmet kum salli (Kalk, namaz kıl) demiş, Hacı Mehmet gaipten geldiğini sandığı bu sese, peki ya Rabbi’ciğim, deyip kalkmış.

Abdest tâzeleyip, namaz kılmış, tekrar yatmış. Fakat aradan beş on dakika geçtikten sonra, aynı ses Hacı Mehmet’i bir kere daha nâmaza davet etmiş. Adamcağız gene kalkmış, tekrar namaz kılmış ve yatmış. Ancak “kum salli”lerin arkası kesilmeyince, yorgunluktan tâkati kesilen Hacı Mehmet: Usandı ya Rabbi’ciğim, diyerek muzibin dâvetine icâbet etmez olmuş.

Onun için az olsun da devamlı ve zevkli olsun. Her şeyde ifrat, şûle-i hayatı söndürür.”

Hz. Ken’an Rifâî, Sohbetler


Bir kimsenin varından arından soyunması nasıl olur? Bu hâl namaz anlayışına nasıl yansır?
“…Allah nâmına yaptığın bir iş farazâ (örneğin) bir ibâdet için kimseden çekinmemek, utanmamakla olur. Meselâ namaz kıldığın için seninle eğlenebilirler (Zâriyat sûresi, 56. âyet).  Aldırmayacaksın. Nefsine ağır giden şeylerden utanıp yaptığın hareketten vaz geçmeyeceksin…”SOH. 2000/s.614-615


Kur’ânı Kerîm niçin Cenâbı Hakk’la konuşur gibi okunmalıdır?
“…Kur’ânı Kerîm Hak kelâmıdır (sözüdür). Onun için Hak’la konuşur gibi okunmalıdır. Havf (hüzün) ve haşyet (korku, ürkeklik)  ile, Allâh’ın huzûrunda bulunur gibi, edep üzre, tıpkı namazda olduğun gibi okunmalıdır…”   SOH.2000/s.596

(Öğrenci soruyor:)
“…  Kur’ân’a nazar ve îtibar Hakk’a nazar ve îtibar mıdır? 
“Kur’ânı  Kerîm’i okuyan Allah’la konuşuyorum diye okursa, Allâh’a îtibardır. Ehlullâha, ihvâna (sâdık, samimî, candan dostlara) îtibarla da vehmin (şüphen) gider, hikmetin artar.”…” SOH.2000/s.646


“Her maddî varlık, mânevîyâtı işâret için vücut bulmuştur”, diyen Ken’an Rifâî, Kâbe’nin maddî görünüşünden yola çıkarak nasıl mânevî işâretlere ulaşmaktadır?

“…Cenâbı Hak, Hazreti İbrâhim’e Kâbe’yi bünyad (inşaa) etmesini emretmiş. Kâbe, dört duvar, üç sütun üzerine yapılmıştır. Yâni, Fâtiha’nın yedi âyeti ve insanın cemâlinde olan yedi işâret demektir ki ateş, hava, su ve topraktan ibâret dört unsur ile; akıl, ruh ve nefse işârettir.

İnsan vücûdu da, akıl, nefis ve ruh sütunları üzerine kurulmuştur. O kimse ki, şerîat, tarîkat, hakîkat ve mârîfet derecelerinden geçerek temizlenir müctebâ, murtazâ, mustafâ yâni seçilmiş, beğenilmiş, sâfiyet kazanmışlardan olursa o vakit zamânın kutbu ve feleklerin merkezi olmuş olur. 

İşte muhabbet sâlikleri de bu yüceler yücesinin kalbi etrâfında tavaf eder ve o kalpten: “Nereye dönersen dön Allâh’ın cemâli oradadır” (Bakara sûresi, 115. âyet) sırrı zâhir olur (ortaya çıkar)…” SOH.2000/s.318