Sohbetler-73

0
29

Sabiha Hanım:

-Aşka her şey hürmetkâr da neden nefis değil?

-“Çünkü nefsin vazife ve istîdâdı, uzaklaşmak, kaçmaktır. Onun kaabiliyeti çekmek değil itmek, def eylemektir. Rûhunki ise câzibedir, yaklaşma ve çekmedir. Fakat ruh da nefis de, vazife ve kaabiliyetleri cihetinden haklıdır.

Birinden müsbet, diğerinden ise menfi kuvvet zâhir olmuştur. Ancak bunlar birleştiği vakitte aşk nûru peydâ olur. Nasıl ki müsbet ve menfi ceryanlar birleşmedikçe elektrik şûlesi hâsıl olamazsa… yalnız müsbet ve yalnız menfiden o şûle hâsıl olmadığı gibi, nefis ile ruhun birlik üzre anlaşması olmadıkça da, o dediğin hürmet ve muhabbet duyguları uyanmaz.”

İşinde, hareket ve sözünde sırf Allah için olabilmek mevzuunda, konuşulurken Mehmet Zeki Bey ‘in mâruz kaldığı bir vak’adan da bahis edildi. Şöyle ki, Zeki Bey, oğlu Muzaffer’i Galatasaray Lisesi’ne kaydettirirken, müdür, çocuğun birinci sınıfa alınması hususunda çok
ısrar etmiş.

Mehmet Zeki Bey de, ikinci sınıfa girmek hak ve kabiliyetine sahip olan çocuğun, fazla yorulmaması için, onu korumak maksadiyle birincide kalmasının istendiğini zannetmiş. Fakat sonradan gerçek sebebin İdarî olduğu, yer bulunmadığı için ikinci sınıfa alınmadığı
keyfiyeti ortaya çıkmış.

“Evet, Mehmet Bey hem hâdiseyi anlatıyor, hem de bir meslektaşa bu türlü muamele edilir mi, bu olur mu diye hayret ediyordu. Olur, dedim. Niye olmasın? Herkeste hulûs bulunmaz ki… iyi şeyler dâima nâdirdir. Nerede o insaniyet, o Hak rızâsı için, menfaatsiz adım
atış nerede?

Sana ve Hak yolunun taliplerine gelince, bu dünyâyı Allah’ın evi ve insanları da Allah’ın lyâli bilip ona göre hareket etmelisiniz, dedim.”

Bu konuşmadan az sonra, vaktiyle hocalık etmiş bir kimsenin malȋ sıkıntıya düştüğünden, az ücretli bir işe, hatta hademeliğe bile râzı olduğundan teessüfle bahsedildi.

-“Sebepsiz olmaz ki… Allah zâlim değildir. Onun için kimse hakkında: Vah, vah, yazık!. dememeli. Çünkü ona acımak mahkemenin hȃkimi bunun hakkında âdilâne kara vermemiş demek gibi olur.

Biz, bu dünya mahkemelerinde verilen kararlara bile boyun eğdiğimiz halde, Hakk’ın hükümlerine ne diye itiraz etmeli? Allah herkese lâyığını verir. Sen o muhtâca, elinden geldiği kadar yardım et, lâkin vah vah… bu neden böyle olmuş? deme.

Çekilen sıkıntılar, ekseriyâ şükürsüzlük neticesidir. Hakkıyle şükür edemesek bile, hiç olmazsa yolunda bulunalım.”

*

-“Bâyezȋd-i Bistâmi sormuş: Yâ Rabbȋ sana nasıl kavuşayım? demiş. Nefsini yolda bırak, ilerle gel! buyrulmuş.”


-“Allah hiçbir vakit seni fenâya ve fenâlığa sevketmez. Meselâ bugün sınıfta bir çocuğa bağırdım. Çocuk, benim bağırmam ve tekdirim üzerine korkarak, istediğim vaziyeti aldı. Fakat tekdir üzerine vaziyetini düzelttiği için de acıdım ve üzüldüm.

Böyle azarlanmak ve korkutulmak yüzünden istediği şeyi yapamayan kimseye acırım. İsterim ki, o yapmakta olduğu hareketin fenâlığını idrak etsin de kendiliğinden vazgeçsin, yapmasın. Ben böyle acırken, ya Allah nasıl olur da kullarını korkutmak ister?