Sohbetler-79

0
36

Sâmiha Hanım:

-Muhâsebe-i nefs etmek, Hakk’ın boyası ile boyanmak demek değil midir?

“-Muhâsebe-i nefs etmek demek, nefsin veyâ rûhun îcâbâtına ne nisbette meyil hâsıl olduğunu muhâsebe etmek demektir.”

-Her kârında Hak’la olan bir kimsenin muhâsebeye vakti olur mu?

-O vakit muhâsebeye hâcet kalmaz ki… Biz muhâsebe-i nefsi Hak’la olmayanlar hakkında söylüyoruz. Muhâsebe-i nefs, nefsin veyâ rûhun îcâbâtına olan meylin muvâzenesidir.

Tabiî rûha ve rûhânî âleme ne nisbette meyil edilirse o nisbette ilâhîliğe yaklaşılmış olur. Meyil ve incizâbın muvâzenesi, nefs ölünceye kadar devam eder. Nefs öldü mü, o zaman nefis de rûh olur. Ölmek, ister irâdî olsun, ister zarûrî olsun, her ikisi hakkında da böyledir.”

Münîre Hanımefendi:

-Ah Efendim, kaç defa: İmtihan kaldıracak hâlim yok, lütuf ile muamele niyaz ederim, diye yalvarmıştım.

-“(Bir lahza sükûttan sonra) İki kere iki kaç eder?”

-Dört Efendim!

-“Bunu yarın da sorsam yine böyle cevap verir misin? Bu malûm hakikati şaşırır da, beş veya altı der misin? Mademki bundan korkmuyor ve tereddütsüz cevap veriyor, dört buçuk veya beş demiyorsun. O halde hesaba çekilmekten, imtihandan niçin korkuyorsun? Mademki Allah demişsin… imtihan demek budur işte.

Rabbin kimdir, dedikleri vakit, Allah olduğunda şüphen olur mu?

İş ki, iki kere ikinin dört olduğunu bildiğin gibi, nerede, nasıl ve ne zaman olursa olsun, Rabbin kimdir, dedikleri vakit: Allah’tır! diyebilesin ve Allah’a lâyık şeyler ne ise onları bilip, şeytanî olanları da reddedebilsin.

Mâdemki iki kere iki dört eder, demekten korkmuyor ve hangi şart içinde olursa olsun, sorulduğu vakit cevap verebiliyorsun. İmtihanda da mesele aynıdır. O halde iş, senin kendinde kalıyor. Çünkü sana Hak yolu da şeytan yolu da gösterilmiş ve şeytana uymanın acı netîceleri bildirilmiş. Öyle ise sana düşen, nefsine uymamak, irâdeni iyiye kullanıp vazîfe ve mes’ûliyetlerini idrak etmektir. İşte senin elinde olan, bu muvâzeneyi kurabilmektir.”