Sohbetler-83

0
49

Semîha Hanım, bir gün evvelki sohbetten söz açarak,

yapılan bir iyiliğe mukabele beklemenin şükran vazîfesine mâni olduğunu ve namazda bulunan bir kimsenin etrâfiyle alâkadar olduğu takdirde nasıl namazı fâsit olursa, iyilik yapan kimsenin de, karşılık istemeye kalkışmasının o iyiliği ifsâd edeceği fikrini tekrarladı.

-“Ehlullah ve Hak yolunun yolcuları salât-ı dâimede yâni devamlı sûrette namaz hâlinde bulundukları için, onların bu türlü bir endîşenin peşine düşmeleri elbet seyyiat ve ayıp olur.

Şerîatte helâl olan tarîkatte haram olabilir ve tarîkatte helâl olan da hakikatte haram olabilir. Meselâ şerîatte birisi sana; Eşek! dese sen de ona diyebilirsin.

Halbuki tarîkatte böyle bir muâmeleye mâruz kalacak olsan, sâhibim bana bu sözü o kimse vâsıtasiyle söyletmiş! dersin.

Hakîkatte ise:

Eşekle benim yaratılış cihetinden ne farkımız var ki kendimi ondan üstün göreyim? Eğer hesap günü, elime lâ ilâhe illâllah pasaportunu alarak Hakk’ın huzûruna çıkamazsam, ondan daha aşağı olacağım tabiîdir. Eşeğin ise hiç olmazsa hesaba çekilmesi ve mahcûbiyete dûçar olması yoktur. Netîcede toprak olup gidecektir, diye düşünürsün.”