Süleyman Çelebi

0
357

Süleyman Çelebi

Bursa’da doğdu. 1422 senesinde vefat etti. İyi bir tahsil gören Süleyman Çelebi, Bursa’daki Ulu Cami’nin baş imamlığına getirildi. Onu bugüne kadar yaşatan yazdığı Mevlid manzumesidir.

Bu konuda şöyle bir olay anlatılır: Ulu Cami’de bir gün yabancı bir vaiz, Bakara suresinin yani ‘Biz Allah’ın peygamberlerinden hiç biri arasında ayrım yapmayız.” anlamındaki ayetini tefsir ederken; “Peygamberler arasında hiçbir üstünlük farkı yoktur.” şeklinde açıkladı. Bu durum cemaat arasında huzursuzluğa yol açtı. Oysa burada söz konusu olan, peygamber olmaları yönünden fark yoktur demektir. Üstünlükler, mertebeler yönünden değildir. “Birinin peygamberliğini kabul edip, diğerini kabul etmeyerek aralarında bir ayrılık gütmeyiz. Her birini peygamber olarak kabul ederiz.” denmek istenir.

Bundan, derece ve faziletleri aynıdır anlamı çıkmaz. Nitekim Bakara suresinin 253. ayetinde: ‘O peygamberler ki, biz onlardan bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık.” buyurulmaktadır. Süleyman Çelebi bu hadiseden dolayı üzülmüş, çok duygulanmış ve meşhur Mevlid’inin sözlerini yazmıştır. Sanki vaizee cevap verircesine:

“Ölmeyip İsa göğe buldu yol
Ümmetinden olmak için idi ol”

beytini söyledikten sonra, Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in fazıletlerini şöyle izah etmiştir:

“Dahı hem Musa elindeki asa
Oldu O’nun izzetine ejderha.
Çok temenni kıldılar Hak’dan bunlar
Kim Muhammed ümmetinden olalar.

Gerçi kim bunlar dahı mürsefdürür
Lakin Ahmed efdal ü ekmeldürür.
Zıra efdalliğe ol elyakdurur
Anı öyle bilmeyen ahmak durur.”

“Mevlid” kelime olarak “doğum” anlamına gelir. Asıl adı “Vesıletü’n-necat” olan bu manzumede Hz. Peygamber’in doğumunu anlatan. fasıl, hafızalarda derin iz bırakan bir bölümdür. O yüzden olsa gerek “Mevlid” adıyla yaygınlaşmıştır. Mevlid bilhassa Müslüman-Türk topluluklarında çok sevilmiş ve hemen her vesileyle okuna gelmiştir. Mevlid törenlerine bid’ attir diyerek, dini bir gerekçeyle karşı çıkmak, kanaatimizce asla doğru değildir. Bu törenler sırasında bazı hatalı davranışlar varsa usulünce ve uygun üslupla düzeltme yoluna gidilebilir. Ama bid’ attir, dinde yoktur gibi ifadelerle küçümsemek, alaya almak hiç uygun düşmez.

Unutulmamalıdır ki, dinin önemli bir bölümü onun duygusal boyutudur. Mevlid toplantıları; dini-uhrevi-manevi duyguların en yoğun yaşandığı anlara sahne olur. Her kesimden insan, bunlara iştirak eder. Bunu küçümsemek kimsenin haddi olmamalıdır. Mevlid sadece Hz. Peygamber’in doğum gününde değil’ hemen her vesileyle okunmaktadır. Doğumlarda, ölümlerde “mevlid okutmak” adet haline gelmiştir. Doğum günlerinin mutluluğu mevlid ile kutlanırken; ölüm günlerinin acısı ve hicranı da, ölen sevgililerin ardından mevlid okutmak suretiyle dini ve manevi bir törenin gönüllere gül suyu serpen tesellisine bırakılmıştır.

Mevlidin sözleri dikkatle incelenirse, çok güzel ve derin anlamlara sahip olduğu görülür. Onun yaygınlaşma başarısı, iddialı bir sanat adamının eseri olmasından çok; samimi, bilgili, Allah’ına ve Peygamberine bütün sevgisi ve varlığıyla bağlanmış, duygulu bir ıman adamının eseri olmasındandır. Onun, musikı makamlarıyla ve ilahiler eşliğinde okunması, etkisini daha da artırmıştır. Mevlidin sözlerinde çok içten ve samımı ifadelerle bilhassa öne çıkan, Allah ve peygamber sevgisidir:

Bir kez Allah dese aşk ile lisan
Dökülür cümle günah misl-i hazan.
İsm-i pakin pak olur zikreyleyen
Her murada erişir Allah deyen

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Hiçbiriniz beni, anne babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” Bu hadis peygamber sevgisinin dindeki yerini göstermeye yeter.İşte Süleyman Çelebi bu peygamber sevgisi ve övgüsünü Mevlid’inde şöyle dile getirir:

Doğdu ol saatte ol sultan-ı din
Nura gark oldu semavat ü zemin.
Ey gönüller derdinin dermanı sen
Ey yaradılmışların sultanı sen.

Peygamber sevgisi, Allah sevgisine, İlahi aşka götürecektir. AI-i İmran suresi 31. ayette şöyle buyrulur:

‘Ey Peygamber de ki: Eğer Allah, seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi ‘sevsin.”

Bir bakıma Allah’ı sevmekle son Peygamberi sevmek aynı, şeydir. Süleyman Çelebi şöyle der:

Zatıma mir’at edindim zatını
Adım ile bile yazdım adını.
Çelebi ile birlikte dua ve niyazda bulunalım:
Ya İlahi ol Muhammed hakkıçün
Ol şefaat kanı Ahmed hakkıçün.
Gözü yaşı hakkıçün aşıkların
Bağrı başı hakkıçün sadıkların

Affedip isyanımız kıl rahmeti
Ol habi bin yüzü suyu hürmeti
Sana layık kullar ile hemdem et
Ehl-i derdin sohbetine mahrem et
Ümmetinden razı olsun ol
Muiyn Rahmetullahi aleyhim ecmaiyn.”

(*)Prof.Dr.Mehmet Demirci, Gönül Dünyamızı Aydınlatanlar