Vatan Ana’dan Katreler-2

0
35

T.U.–…Ve sözü İslâm dünyasının hâline getiriyor:

Eğer İslâm âlemi bir kütle-i vâhide -birleşmiş bir bütün- hâlinde, birbirleri ile perçinleşecek olgunluğu elde edebilecek olsa, hemen bütün dünyanın, bu yekpârelikten kazançlı ve kuvvetli çıkacak o İslâm âleminin karşısında dize gelmesi hiç de yadırganamaz.

Şu halde kabahat, âlem-i İslâm’ı parçalayıp tuz buz etmek isteyen düşman kuvvetlerinde değil, doğrudan doğruya bizde, biz Müslüman geçinen gaafil, nâdan, Allah’ın kendilerine bahşetmiş olduğu ilâhî mesajı yerine getirmeyen bizlerdedir.

Bilâl Habeşî, Resûlullah’ın yaşadığı ülkenin çok uzağından gelmiş bir Habeşti.

Selmân-ı Fârısî İranlı idi. Ama Hazret-i Peygamber, onun için: “Selman her fırsatta âli” -yüksek, yüce, üstün- demek sûretiyle renk, ırk farklılığının bir ayrılık sebebi olmadığını beyan etmiş olmasına rağmen, işte biz, o ulvî îkazı çoktan unutmuş bulunuyoruz.

Hem de siyâsî sebepler gibi uzlaşılması hiç de güç olmayan ednâ -alçak- takıntılar yüzünden âlem-i İslâm’ı bir çekişme ortamına çekerek îmânın müşterek kuvvetinden mahrum bırakmak gibi hacil ve utanılacak bir günâhı işlemek hıyânetini gösteriyoruz.) (Dünden Bugüne Ne Kalmıştır, I. Baskı 2006., s.130-132)

T.U.-Efendim, Müslüman Türk milletini eski şâşaalı devirlerdeki ihtişamlı günlere ulaştıracak iksir; -Sâmiha Anne’ye göre- dindar geçinen nesiller yetiştirmek adı altında cehâlet ve taassuba batmış insan sürülerine bel bağlamak değil, Türk Müslümanlığı dediğimiz tasavvuf terbiyesiyle donatılmış, üstün ahlâk sâhibi vatan ve millet fedâilerinin sayısını çoğaltmaktır.

Bu yolda şöyle söylüyor:

(Tek yol, Tarîk-i Muhammedî’dir. Kâmil eri bulduktan sonra, hangisine girsen aynı yola, aynı noktaya çıkarsın… Ne yazık ki bugün Muhammed ümmeti birlik ve berâberliğini zedelemiş bulunuyor.

Şu hâlde lâzım olan ahlâk temellerini kurarak sevgi, saygı, ferâgat, fazîlet gibi üstün vasıflarla binânın der-i dîvârını -temel ve duvarlarını- örmek ve îman harcı ile çatısını kapatmaktır.) (Sâmiha AYVERDİ-Rahmet Kapısı, s.57—58.)

*

(Bir Müslüman Türk olarak dünyâya gelmiş bulunduğum için Allâh’a hamd ederim. Ancak, mensup olduğum milletimin, bin yıl, uğrunda kanını canını vermiş bulunduğu îman hayâtına karşı, son devirlerde, o târihî ve ihtişamlı vazîfe ve mes’uliyet çizgisinden ayağının kaymış olduğunu da üzülerek söylemek isterim.

Müslüman âleminin hatâsı çoktur; Cehâlete kapılarını açmakla hatâlıdır. Taassuba düşmekle hatâlıdır. Düşmanlarını tanımamakla hatâlıdır. Bilhassa ve bilhassa Kur’an ahlâkından uzaklaşmak, böylece de kendinden, kendi mânevî değerlerinden kopmakla hatâlıdır.

*

(…Kütleler, çok zaman küçük insanların elinde kalmak bedbahtlığına uğrar. Dünyânın bozuk düzen, hasta, mecâlsiz düştüğü devirler, işte bu kifâyetsiz idârecilerin elinde karanlıklara gömülüp önlerini ardlarını görmedikleri zamanlardır.

Dünyâ târihine bir göz atarsak, beşeriyet ne bulmuşsa, tasavvuf şuûruna doğru yol aldığı zamanlarda bulmuştur. Ne kaybettiyse de ondan baş çektiği ve maddecilik taassubu ile el ele verdiği zamanlarda kaybetmiştir.) (Edebî ve mânevî Dünyâsı İçinde Fâtih, Sayfa 19-21)

Allah, bu milleti “küçük insanların elinde” bırakıp bahtsızlığa mahkûm etmesin.