Vatan Ana’dan Katreler-3

0
16

T.U.–Muhterem dostlar! Şimdi arz edeceğim satırlar, yakın geçmişimizde ve günümüzde, Batı hayranlığını ihânete vardıran gaflet ve dalâlet sâhiplerine, Sâmiha Anne’nin bir seslenişidir:

(…Yürüyen zaman, varlığımızı dirliğimizi, asırlar içinde ve târih sahnesinde biriktirip topladığımız nafaka ve sermâyemizi silip götürdü. Açız. Göreneğinden geleneğinden, târihinden mâzîsinden kesilmiş, bir lokmaya muhtaç garipleriz.

Onun için de, şanlı bir târihi, şerefli bir mâzîyi içinde yoğurduğumuz zaman teknesi, yeni bir hamur ve bu hamura katılacak tâze bir maya bekliyor.

*

(…Biz, bir târih, bir an’ane, bir görüş, bir nizam, bir üslûp, bir medeniyet kaybettik. Amma dirilişe inanıyoruz. ‘Halk-ı cedîd’ nüktesi ayân olacak ve ademin bağrında yeni bir hayat, yeni bir çehre ile baş kaldıracaktır. Böylece de, dermansız bir ihtiyar gibi yorgun düşmüş zaman, ezelden ebede kim bilir kaçıncı seferini yapacak, kaçıncı gidiş gelişin ayak seslerini duyuracaktır.

(Târihî ve millî şerefini bir yana itip, kütleyi taklid ve sahte idoller önünde tâzîme/saygıyla eğilmeye zorlamak hatâsı, bugünkü anarşiyi meydana getirmiştir. Şunu bilmeliyiz ki, münevverinin de, halkının da gönlü ve gözü ithal malı değerlerle tıka basa doldurulmuş cemiyetler kadar kötülüğe elverişli ve tehlikeli bir zemin yoktur. Zîra an’anesinin, âdetlerinin, iftiharlarının, dilinin, dîninin, târihinin ve topyekûn geçmişinin kalesine yaslanmaktan mahrum bırakılmış kütlelerin, beşerî ve hayvânî temâyüllerini durduracak hiçbir engel tasavvur edilemez.)(ATO, s.269)

*

(…Örf ve âdetler, kitaplardan değil, insandan insana naklolur. Onun için âile mühimdir. Kreşte büyüyen çocukla, âilesinin kucağında büyüyen çocuk nasıl bir olur?)(Gülşah ve Târık Akçal’a yazılmış 30.09.1979 târihli mektup, Mektuplardan Gelen Ses, s.102)

*

(Memleketin ikbâli ve istikbâli adına düşünülmesi gereken bir cihet de, inkılâplarında muvaffak olamamış milletlerin, bu defa mâzî tahassürü/hasreti içine düşme tehlikesine kapılmasıdır. Zîra çizgisi çizgisine eskiye dönüşü, sosyal kanunlar kadar tabiat kanunları da reddeyler. Onun için müzmin bir geçmiş zaman hasreti ve tekerlemesiyle geçmişi ve târihi sayıklamakta kalmayıp, sâdece geçmişten ve tarihten gelen îkaz sesine kulak vererek, hâli, bu tecrübe edilmiş malzemeden faydalanarak inşâ etmek, belki de tek çıkar yol ve selâmet çaresidir.)(ATO, Semp. S.303)

*

(Gülşahcığım, bir İngilizle evli olan Türk kızından bahsediyorsun. Onların tatsız âile hayâtına gelince, bu başlangıçta yanlış atılan bir adımın devamı… Kocası dünyanın en iyi insanı dahî olmuş olsa, dili, dini, târihi ve içtimâî şekillenişi, birbirinin tamâmiyle zıddı olan insanlar tarafından kurulan bir âileden hayır geldiği pek görülmüş değildir.)

-Gülşah ve Târık Akçal’a yazılmış 29 Kasım 1978 târihli mektup/ Mektuplardan Gelen Ses, İST.HÜLBE yay. 1985, s.40

*

(… Ey insaf, seni neden kaybettik? Ey mâzî, seni neden unuttuk? Ey sevgi, sana neden yüz çevirdik?

Yoksa karanlıkta, düşman diye dostunu vuran bedbaht gibi, biz de hodgâmlığa, cehâlete ve taassuba indireceğimiz kılıcı, bu mübârek başlara mı vurduk?) (İstanbul Geceleri, s.133/134)

*

(…bakıyorum da insanları, içlerindeki şeytan ne türlü rezil etmiş. İnsanız diye geziyorlar ama, derilerini yüzsen altından kimi kurt, kimi tilki, kimi horoz, kimi domuz çıkacak!) (Son Menzil, s.45)