Onyedinci asırda, bâzı kazaskerler rüşvetle iş görmeye başlamışlardı. Rumeli Kazaskeri (Rumeli Kadı’larının Reisi) Memikzâde Mustafa Efendi ile Anadolu Kazaskeri (Anadolu Kadı’larının Reisi) İmamzâde’nin bu kabil bâzı icraatları biliniyordu.

Bir gün Dîvan’da (Büyük, Yüce Mecliste) Mevkufatçı (Osmanlı mâliye teşkilâtında mevkufat adı altında toplanan gelirlerin başındaki kimse) Kara Abdullah Efendi, iki kazaskere ve Sadrâzama duâ etti. Sadrâzam duânın sebebini sordukta, Kara Abdullah:

–“Sultânım, bir ciğer köşem kulunuz vardı, Hummâ’ya(Sıtma) tutuldu. Bin bir ilâç yaptımsa da fayda vermedi. Sonunda, ey Humma, ciğerpâremi bırakmazsan İmamzâde’nin bütün günahları senin boynuna olsun dedim. Sıtma hemen çocuğu bıraktı.”

Deyince oradakiler gülüştü. Sadrâzam sordu:
–“Yâ niçin Memikzâde’nin günahlarını ona yüklemedin?”

Kara Abdullah gayet ciddî tavırla:

–“Aman sultânım, onu böyle küçük şeylere harcar mıyım; ciğerparemin Tâun’una (Veba Hastalığı) sakladım.”

Diyerek, iki kazaskerin de rüşvet meselesini açıkça yüzlerine vurmuştu.