Vuslat

0
263

Bir 17 Aralık’ı daha idrâk etmemiz ve 10 Muharrem’e erişmemiz için bizlere ömür veren Allah’ımıza şükür niyazları arz ederek, sözü “Sözün Sâhibi”ne bırakmak gerek:

(Ben cemâdattan idim, öldüm. Yetişip gelişen bir varlık; nebat oldum. Nebatken öldüm, hayvan sûretinde zuhûr ettim. Hayvanlıktan da geçtim; hayvanken de öldüm insan oldum. Artık ölüp de yok olmaktan niçin korkayım?

Bir hamle daha edeyim, insanken öleyim de melekler âlemine geçip, kol kanat açayım.

Melek olduktan sonra da ırmağı atlamak, melek sıfatını da terk etmek gerek. “Her şey fânîdir, helâk olur… Ancak O’nun hakîkatı bâkîdir.”

Bir kere daha melekten kurban olurum da, o vehme gelmeyen yok mu; işte O olurum.)

*

(Derler ki; insanın aslı topraktır, sonunda toprağa karılır, toprak olur gider… İmkân mı var buna?

Toprak olup gittikten sonra, ya ziyân edeceğiz, ya kâr; bâri şimdiden toprak olayım da göreyim bakalım neler olacak?

Şimdiden toprak olmak âşıkların işi; çünkü bağları koparmak, setleri yıkmak yolunu, Allah göstermiştir onlara.

Ömür bittiyse, Allah başka bir ömür verdi. Geçici ömür kalmadıysa, işte şuracıkta ölümsüz ömür… Aşk, bengisudur, dal şu suya; bu denizin her katresinde ayrı bir yaşayış var.)

*

(“Ölmeden önce ölün” emrine uyalım da; Muhammed gibi, şu çıfıt nefisle savaşa girelim…

Ölün, ölün, şu bulutun altından çıkın; bulutun altından çıktınız mı, hepiniz de dolunay gelirsiniz.)

*

(Ölüm bu yandadır, halbuki öte yanda doğmaktır ölüm. Hayır, o yanda hiç kimse ölmez, ölüm buradadır ancak.)

*

(İnsan, yaradılış rahminden iki kere doğar… Biz de dünyâ anasından doğduk ya, işte bu ikinci doğuşumuz.)

*

(Görünüşe kapılan, Âdem’e melekler secde etti, der durur. A zavallı revâ görür müsün ki, şu küçücük bedenden ibâret olalım?)

*

(Nereden gelmişiz, bilmiyor musun? Noksan sıfatlardan ârî olan Allah’ın hareminden gelmişsin sen.

*

(Aşkla buluşman yakın, buluşma günü için güzelleş! Ölümümüz neş’edir, buluşmaktır bize; sana yas ise yürü git buradan!)(Hz.MEVLÂNÂ)

“ÖLÜM günümde tabutum yürüyüp gitmeğe başladı mı, bende, bu dünyânın gamı var, dünyâdan ayrıldığıma tasalanıyorum sanma, bu çeşit şüpheye düşme!

Benim için ağlama, yazık yazık deme; şeytanın ayarına düşer, düzenine kapılırsan yazık olur, asıl ozaman yazık demenin sırası gelir.

Cenâzemi görünce ah ayrılık, ayrılık demeye kalkışma; kavuşup buluşmam o zamandır benim.

Beni kabre indirip bırakınca elvedâ deme; çünkü kabir, can topluluğunun bir perdesidir.

Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret; güneşe, aya, batmaktan ne ziyan geliyor ki?

Sana batmak görünür amma doğmaktır o; mezar hapis gibi görünür amma, canın kurtuluşudur o.Hangi tohum yere ekildi de bitmedi; ne diye insan tohumundada böyle bir şüpheyle feryâd edersin?”(Dîvân-ı Kebîr’den)

Önceki YazıHazer Kıl!
Sonraki YazıEr Meydanı
..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San'at Derneği'nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san'at faaliyetlerini sürdürmektedir.