Yabancı Gözüyle Biz-14

0
10

LETTRES DE MİLADY WORTLAY MONTAGUTE (İngilizceden tercüme) Paris ve Londra 1764.

Türk Kadınlarının Zevki

Başa Kalpak denen bir başlık örtülür. Kışları inci ve elmaslarla süslenmiş yaldızlı kadifeden bir kalpak, yazları da hafif ve çok parlak simli kumaştan yapılmış kalpak kullanılır.

Kalpak başın bir tarafına konur ve hafifçe eğik tutulur. Çevresine de gül biçiminde bir elmas yahut baştanbaşa yaldızlı bir mendille birlikte yaprak şeklinde altın takılır. Başın diğer yanında taranmış vaziyette bulunan saçlara münâsip bir ziynet takılır.

Ziynet çiçek veya tüy de olabilmekle berâber, asıl moda, kıymetli taşlardan müteşekkil bir buket takmaktır. İnciler çiçek tomurcuklarına, muhtelif renkteki yâkutlar da güllere benzetilir. Elmaslar yâsemini, topazlar da nergisi temsil ederler.

Bütün bu ziynetler o kadar mükemmel ve san’atkârâne tertip edilmiştir ki bundan daha güzel bir şey düşünülemez. Saçlar arkaya doğru alabildiğine uzatılarak örülmüş, kurdele ve incilerle süslenmiştir. Başka hiçbir yerde bu kadar güzel ve gür saçları olan kadınlar görmedim.

Türkler’in Reaya/Bir hükümdarın yönetimi altında bulunan ve vergi veren halkın Âdetlerine Saygısı:

Çiçek ve sebze ile uğraşanlar, Türkiye’nin en mes’ut köylüleridir. Bütün şehrin sebze ve meyvelerini onlar temin ettikleri için müreffehtirler. Bahçelerinin ortasında küçük evleri vardır. Kadınları kızları, örtünmeden serbestçe bahçede dolaşırlar. Oysa şehirde bu şekilde dolaşmak yasaktır. Kızları son derece güzel ve temiz giyimlidirler. Zamanlarını ağaç gölgeleri altında örgü örmekle geçirirler.(…)

Türkler, kendilerini her milletten daha zarif farzeden milletler gibi, kendi modalarını başkalarına kabûl ettirmeye çalışmıyorlar.(s.209)

Çiçek Aşısı

Hastalık konusunda size öyle bir şey söyleyeceğim ki, bu memlekette bulunmayı isteyeceksiniz. Bizde çok yaygın ve amansız olan Çiçek hastalığı, Türkiye’de keşfettikleri bir aşı sâyesinde basit bir hastalık hâline gelmiştir.

Tek meslekleri bu aşıyı yapmaktan ibâret olan yaşlı kadınlardan müteşekkil büyük bir sosyal grup mevcuttur. Hastalık mevsimi daha ziyâde sıcakların bittiği sonbaharın başlangıcıdır. Bu mevsimde âile reisleri birbirlerine, âilelerinde çiçek aşısı olmak isteyen kimse bulunup bulunmadığını sorarlar.

Aşı olmak isteyenlerin sayısı 15-16’ya yükselince, bu yaşlı kadınlardan birini çağırırlar. Kadın, bir ceviz kabuğu içinde sakladığı, en iyi cinsten çiçek aşısı ile gelir. Aşılanmak isteyene hangi damardan iğne yapılmasını sorar.

Hastanın işâret ettiği damarı, bir tırnaklama kadar bile acıtmayan büyük iğnesi ile açarak, iğnenin başında bulundurulabilen bütün ilâcı içeriye akıttıktan sonra, damarı küçük bir kabuk parçasıyla kapatır. Aynı ameliyeyi/uygulamayı başka 4-5 damarda da tekrarlar.

İğne yapılan çocuklar, iğneden 8 gün sonraya kadar gayet iyi olup, oyunlarına devam ederler. 8.günün sonunda, nöbet başlar. 2 ve nâdiren 3 gün yatakta kalırlar. Yüzlerinde 20-30 kadar ince yenikler kalır ki farkına bile varılmaz. Nihâyet 8 gün sonra sanki hiç hasta olmamışlar gibi tamamen iyileşirler.(…)