Yabancı Gözüyle Biz-3

0
29

3. Türkler, karada muvaffak oldukları gibi denizde başarılı olamıyorlar. Bahriyede zayıftırlar.

Bunu söylerken Barbaroslar’dan bahsetmiyorum. Türklerin emrinde değerli ecnebiler de vardır. Lâkin Türkiye’de Hıristiyan esirler bu işde çalıştırılmakla birlikte, iyi gemiler yapılamamaktadır.. Yapılanlar da iki seneden fazla hizmette kalamıyor. Kayıkları ve yük taşıyacak diğer gemileri bir hayli iyi yapıyorlar. Ancak savaş gemilerinde fazla başarılı olamıyorlar. Venedik donanmasını taklid için ellerinden geleni yapıyorlarsa da başarılı değiller. Mavna dedikleri kendi büyük gemileri ve öbürleri muâdillerine denk değildir. Bir sene kullandıktan sonra saf dışı kalıyorlar.

Türkler bir gemiyi tamamlayınca ve denize indirmeye kalkınca, diğer bütün gemiler merâsimde hazır bulunuyor. Suya indirilecek geminin içi mûsıkî icrâcıları ile doluyor, her taraf donanıyor. Deniz, kayıklara binmiş ahâli ile doluyor.

Hazırlıklar tamamlanınca duâlar okunuyor, yeni geminin güvertesinde kurbanlar kesilip, etleri fakirlere dağıtılıyor. Sonra mızıka çalaraktan gemi denize iniyor. Birçok defâlar “Allah” diye bağırıyorlar. Yeni gemi suya inince eski gemiler toplarıyla onu selâmlıyor.

Ben bu şekilde bir kaptan gemisinin denize indirilişini seyrettim. Fakat ben İstanbul’a gelmeden evvel bir tören mâtemle sonuçlanmış. Çünkü içi kalabalıkla dolu koca gemi denize indirilirken o kadar sür’atle batmış ki adamlar boğulmuş. Selâmlığa gelen donanma, toplarını atmaksızın geri dönmüş.

Türkler, donanmalarına çok asker hattâ yeniçeri bindiriyorlar. Lâkin karada çok yiğit olan, aslâ savaştan geri durmayan bu askerler, denizde ne yapacağını bilemiyorlar. İstemeye istemeye donanma hizmetine katılıyorlar. Donanma emrine girenlere “Seferlü” deniyor.

Venedikliler’in ve diğer Hristiyanların Çanakkale’de kazandıkları son zaferden bahsetmeksizin geçemeyeceğim.(*)

(*)Bundan üç asır önce ülkemizde bulunan Fransız seyyah Jean de Thevenot’in hâtıralarından.