Azîz Analar Babalar-Sâmiha Ayverdi

0
28

Sizinle, sizden daha tecrübeli olmam yüzünden, şöyle hoşça bir halleşmek ihtiyâcını duymuş olmaklığımı, bir ukalalık saymamanızı diliyorum.

Tatlı ve unutulmaz bir çocukluk geçirdiğim için, bu geçmiş günlere, uzaklardan örnekler alacağım yerde, en yakın denecek, mâzi olmuş kendi yıllarımı misâllerle ele almayı tercih etmiş bulunuyorum. Öyle ki söylemek istediğim gerçeklere kendi hayâtımı ayna tutmak istiyorsam, gene sizden özür dilerim.

Âilenin ikinci evlâdı olarak doğduğumda, babam, benden beş sene evvel dünyaya gelmiş kardeşimden sonra, ikinci evlâdının da gene erkek olmasını istediği için bir kızının dünyaya geldiği müjdesini alınca hiç sevinmemiş.

Amma ne çâre ki bu erkek evlât tutkusu ancak kırk gün devam etmiş olmasına rağmen çelimsiz, zayıf kızına duyduğu aşırı muhabbet, belki de evlât terbiyesinde bir aksaklık meydana getirir, hattâ tehlikeli bir yara olabilirdi. Çok şükür ki o aşırılık, korkulacak bir zemîne kayarak kızını şımartmak suretiyle babasını mahcup edecek çıbanbaşları meydana getirmemişti.

Annem de, maalesef diyeyim, kızını, oğluna tercih edecek bir düşkünlükle seviyordu. Bu tercihte göstermeye uğraştığı başlıca sebep, güçlü kuvvetli olan oğluna kıyasla zayıf ve çelimsiz olan kızının daha fazla îtinâya muhtaç olduğu keyfiyeti idi ki kız, küçücük yaşına rağmen bu oyuna aslâ inanmıyordu.

İşte annesi ve babası arasındaki çift sevgi ortasında âdeta utançlı ve tedirgin idi.

Babamdan değil bir fiske yemek, azarlandığımı dahi hatırlamıyorum. Yalnız annem, yalanla aram olmadığı, yapmış bulunmadığım bir suçun fâili olmadığım halde bir tokat atmıştı.

Evimizin üst katındaki odaların birinin raflarında çok küçük bir gülsuyu sürâhisi vardı. Büyük annemle konuşan annem, o sürâhiyi getirmemi istemişti. Şişenin cam kapağını açarak koklamak istediğimde, kapağın kırılmış ve yarısının da sürâhinin boğazında kaldığını görmüş, bunu benim yapmış olduğumu düşüneceklerinden endîşe etmemiştim.

Fakat tahminim doğru çıkmayıp sürâhinin kapağını kırmak suçu üstümde kalıverince isyan ettim ve ağlamaya başladım. Hani bir atasözü: “Ananın bastığı yavru ezilmez!” diyorsa da, bu her hâl ü kârda doğru değildir. İşte, annemin bir yalanla itham etmesi beni ezmişti. Onun için evlâtlara haksız olarak atılan tek tokat bile, o yavruyu ayak altına alarak ezebiliyor.

Beni ağlatan bu küçük hâdise, ilk ve son tedirginliğim oldu. Zîra annem, bundan sonra hoşuna gitmese de hâdiselerin üstünde durmadı. Babam ise, o aşırı sevgisi ile kızında suç görmemeyi aklına koymuştu, öyle ki doğru olmamasına rağmen, her hareketimi tasvip ediyordu.

Söylemek istediğim şu ki, gerek babam gerek annemle iki dost ve haldaş olarak yaşamamış olsaydım, bir Müslüman-Türk terbiyesinde arpa boyu yol alamazdım.

Onun için siz analar ve babalar da evlâtlarınız ile arkadaş olun, bir ebeveyn çizgisi içinde sizi saysınlar, fakat bu hürmetin harcı malzemesi içinde sevgi bulunsun. Siz de onları sevin, onlar da sizi sevsinler! Onlara gösterdiğiniz îtimatla, evlâtlarınızın gerçekleri söyleyecek dostları sizler olun.


Dört beş yaşlarında idim. Oyun oynarken elbisemin kirlenmemesi için, küçük kareli kumaştan, orasında burasında fırfırlarla süs yapılmış bir çeşit önlüklerim vardı ki, onları hiç sevmiyordum. Biri kırmızı, öteki de mâvi kutulu olan bu önlükleri giydirdikleri zaman, kendimi pastahânelerde paket yapan tezgâhtarlara benzetiyordum.

Meğer ne de çok yapılmış olmalı ki bir türlü eskimiyor, bitip tükenmek bilmiyordu. Nihâyet elime makas alarak, bu acayip önlüklerden birini yer yer kestim.

Bu mârifetin fâili olanın ben bulunduğunu bilen büyüklerim bu âşikâr hatâyı işleyen kıza anlayışla davrandılar.

Tevekkeli analara babalara gözdağı veren atalarımız: “Çok söyleme arsız olur, parasız koyma hırsız olur!” dememişler.

Bir başka yazıda da söylemiş olduğum gibi, babamın aşırı muhabbeti ile bu sevgi mâdenini istediğim gibi harcamak yerine, o tehlikeli şımarıklığın korkusu ile, evimizin sandıkları ve fazla ev eşyâları ile dolu odasında kendime bir duâ köşesi seçerek, iki duvarın birleştiği yere gidip ellerimi açar ve: “Yâ Rabbî sen beni şımartma.

Babamın sevgisini kötüye kullandırma!” der, böylece de ferahlar, rahatlar ve tehlikeden kurtulmuşçasına bir saâdet duyardım.


Azîz analar, babalar, evlâtlarınızla arkadaş dost, yâr-ı vefâdar olun ki, açtığınız bu mazgaldan gelecek temiz hava ile onlar da gerek çocuklarında ve gerek olgunluk çağlarında sizin ayrılmaz bir bütününüz olsun vesselâm…