29 MAYIS
(Şerir /kötü kimse/ ve eşkiyâ huylu kimselere arka çıkarsan, yalnız kalırsın. Yediğin biter, giydiğin eskir ve sen de kötü amelinle baş başa kalırsın.)
–Hz. Rifâî–
…………………………………………………………………
27 MAYIS
BÜTÜN DOSTLARIN KURBAN BAYRAMINI TEBRİK EDERİZ EFENDİM!
–Mü’minin mîrâcı namazdır, buyuruluyor. Mü’mine namazdan başka mîraç olur mu?
–“Namaz, Allâh’ın huzuruna durmak demektir. Fakat nasıl durmak? Allâhu ekber dediğin vakitte, dünyâ ve âhireti attım ve kurban keserken getirdiğin tekbir gibi, işte nefsimi kurban ettim. Cenâb-ı Hakk’a yettim, diyip bunu hâl ile îfâ edersen elbet bu namaz miraçtır.
Demin de söylediğimiz gibi, eğer huzÛru bulursan salât-ı dâimîdesin. Namaz ise beş vakit emrolunmuştur. Halbuki sen bir namazdan diğerini bekleyici ve hazır isen, o arada geçen vakitlerde olan bekleyiciliğin namazın kendisidir. Bu her ne kadar fiîlen olmasa da, mânâ îtibâriyle salâtın ta kendisidir. İşte bu, huzur değil de nedir?”
–Hz. Ken’an Rifâî–
…………………………………………………………………………………………………..
25 MAYIS
(Maddî şeylere güveneni Allah, güvendiği şeyle belâya sokar.)
(İlmin nihâyetine erişmek imkân hâricinde olduğundan, talepte dâima yükselmeye çalışmak ve ilim için nihâyet zannedilen mahalde/ yerde/ durmamak lâzımdır.)
–Hz. Rifâî–
…………………………………………………………………………………..
22 MAYIS
(… Nefsânî bir kusuru gidermeye çalışmak, dünyaya gelmekten maksat olan gayeye doğru atılmış bir adımdır.) – 216.S.(İ Binark, S.232)
*
(Eğer Allah’ın adâletinden emîn isek, şu halde kabahatli biziz. Bizim niyet ve fiillerimizdir ki, karşımızda o nâhoş vak’ayı, o istemediğimiz hâdiseyi çıkarmıştır. Biz, esâsen gâfil olduğumuz için isyân ediyoruz.) – 218.S.(İ. Binark, S.232)
*
(Bir araya geldiğiniz zaman, üzerinde durduğunuz konu hakkında en fazla 20-25 dakika okuyun, daha çok üzerinde düşünün ve konuşun. Mühim olan çok okuyup geçmek değil, okuduğunuzu anlamaktır. İş, prensipleri elde etmektir. Prensipler elde edilince misâllere bağlı kalmadan özü yakalamış olursunuz.
Biz, yaptığımızı Allah için yaparız, herkesten korkmayız. Herkes yoktur. Allah vardır. Kim ne derse desin, yeter ki ben doğruluktan şaşırmayayım.) –
–Sâmiha AYVERDİ–
…………………………………………………………………
18 MAYIS
(Sözün kısası, günün insanı, hayat ve hürriyet kaynağı olan ölümden korktuğundan başkaları için yaşamaktan, başkalarını mesut etmekten, başkalarına güven ve sevinç vermekten de korkup kaçıyor. Onun için de her türlü nîmetin, her türlü varlık ve dirliğin yolunu kendi yoluna çevirecek kadar, kendini çıldırasıya seviyor.Fikri kendi, zikri kendi, aşkı ve şevki yine kendi olan bu bencil ve hodgâm/ SÂDECE KENDİNİ DÜŞÜNEN,BENCİL/ insanı acaba ne yapmalı da egosunun karar ve karanlık çıkmazından kurtarıp, ona ferâgatlerin, muhabbetlerin, mürüvvetlerin ihsan ve keremlerin o leziz çeşnisini tattırmalı?)
–Sâmiha AYVERDİ–
…………………………………………………………………..
15 MAYIS
(Bir kimsenin akıl erbâbı olduğu, mihnet/ Sıkıntı, zorluk/ vaktinde sabırlı, genişlik ve varlık hâlinde mütevâzi, her işde ihtiyatlı ve Allah’ı talep edici olmasından bilinir.)
–Hz.Ahmed’er-Rifâî–
……………………………..
11 MAYIS
(Evet, Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarının bir kısmı Avrupa ortalarına kadar yayılmış olduğu halde, batı, Osmanlıyı kendinden kabul etmemekte idi. Amma asıl acı olan, bizzat Türk aydınlarının gafletleri idi ki Türk’ün Asyalılığını kabul etmeyi ve bunun benimsetilmesini âdeta bir vahşet ve iptidâîlik gibi görerek hiç düşünmeden Avrupalı olmak hayranlığında ümit ve kurtuluş buluyorlardı.
Tıpkı Doktor Kadri Râşit Paşa gibi “Aşkım Avrupa” diyecek ölçüde, selâmeti kendinden kaçmakta arıyorlardı. Acaba onun “Aşkım Avrupa” dediği batı, Türk’ü dili, dîni, zaferleri ve geçmişi, maddî mânevî müktesebâtı/kazanılmış bütün değerleri/ ile benimsemiş bulunuyor muydu? Belki batının asıl korktuğu, Uzak Şark’tan gelerek, bir ideal uğruna can fedâ eden, o gâh Selçuklu gâh Osmanlı adları ile cihâna adâlet, nizam, müsâvat/eşitlik/ ve efendilik dersi vermiş Türk idi. Öyle ki batı hem ondan korkuyor hem de onun bir adım ileri gitmemesi için elinden gelen her türlü fesat ve fitnelerle onu parçalamak yolunu tutmuş bulunuyordu.Amma ne yazık ki işte Türk münevveri bunu bilmediği için, batıya yanaşarak, boyun eğmek yolunda, kendini küçülttükçe küçültüyordu.)
–Sâmiha AYVERDİ–
………………………………………
8 NİSAN
(… Fakat Peygamber Efendimiz’in yolunda gitsek, asıl ahlâka ehemmiyet vermemiz îcâb eder. Zîra onunen ehemmiyet verdiği budur. “Ben mekârim-i ahlâkı tekmil için gönderildim”, diyen bir Sultan’ın dininde nasıl olur da ahlâkı ön safta bulunmaz? Zamân-ı Saâdette Resûlullah, Kureyş’in kibarlarını/ileri gelenlerini/ dîne dâvet ediyorlarmış. Tam sohbetin harâretle devam ettiği bir anda kapı açılarak yarı çıplak bir âmâ, değneğini yere vurarak bağırır: “Yâ Resûlallah, allimnî mâallemekallâhü / “Yâ Resûlallah, Allah’ın sana öğrettiği ilmi bana da öğret!”
Bu sırasız geliş ve bu sırasız taleb, Efendimiz’in canlarını sıkar, fakat bir şey söyleyemezler. Fakat Ümmü Mektum isminde olan bu zât, hitâbını ısrarla tekrar edince, bu defa Efendimiz, mübârek başını, üzüntü ifâde eden bir tarzda bir taraftan öbür tarafa çevirir. İşte bu hâdise üzerinedir ki, “Abese vetevellâ” Sûresi nâzil oldu vr Resûlullah, Ümmü Mektum’a her tesâdüflerinde: Ey Rabbimin senin için bana itâb ettiği Ümmü Mektum” diye selâm verirdi. Hattâ gazâya gittiği vakit, kendi yerine bırakacak kadar iltifat ederek, bize ahlâk ve insanlık derslerinin en mükemmelini de bırakmıştır.)
–Sâmiha AYVERDİ–
………………………………………..
4 MAYIS
(… Şahsî ve üstün bir medeniyet yaratıcısı olan milletimiz, târihî tekâmül seyrinin izinde ve ardında, zirveden zirveye atlamışken, neden şimdi her yönden kendi hüviyeti ile alâkasını kesmiştir? Acaba onu bize kim öğretir, kim söyler, yeni baştan kim kazandırır?Duygu ve düşüncelerimizi kendi mihverimiz/ eksenimiz/ etrâfında işletirsek, belki dikkatimize kabul etmemiş olduğumuz her hâtıra bir yol gösterici olabilir. Ama medeniyetimizi ve mâzîmizi tanıtacak kendimize kendimizi gösterecek kütüphâneler dolusu eserlerimiz, etnografik maddeler gibi, tozlu raflarda alâkamızı bekliyor. Fakat beklediğine kavuşabilmesi için evvelâ kaybolan anahtarı bulmak gerek. Çünkü bugünkü genç, değil dedesinin, babasının dahi dilini anlamıyor. Hazînesi içinde açlıktan ölen adama benzememek için, her şeyden evvel dünyâ târihinde bir eşi daha görülmemiş bu hatâyı tâmir etmek lâzım.)
–Sâmiha AYVERDİ–
…………………………………..
(… Size belki garip hattâ paradoksal gelecek bir şey söyleyeyim mi? Esas îtibâriyle bu dünyâda korkulacak hiç kimse ve hiçbir şey yoktur. Yalnız ve yalnız bizzat insanın kendisi vardır. Zîra bizi korkutabilecek her üzüntülü hâdise, bizzat bize bizden gelir. Nasıl mı? İnsanoğlunun kaderi, tâlihi, mukadderâtı, şuuraltına biriktirmiş olduğu iyi veya kötü tohumlarda gizlidir ve bunlar, sırası geldikçe sürer, fışkırır meydana gelir. Şuuraltımız öyle bir tarladır ki, her ne ekersek onu fazlasıyle biçmemiz mukadderdir. Biber eken kimse şeker kamışı kesemez. İşte böyle olunca, kaderimizim mîmârı biz kendimiz oluyoruz.)
–Sâmiha AYVERDİ–
……………………………………………..




















