Ana Sayfa Rıza Tekin UĞUREL Vakt-i Şerifler Hayr'ola Vakt-i Şerifler Hayr’ola-Haziran 2026

Vakt-i Şerifler Hayr’ola-Haziran 2026

716

29 HAZİRAN

— “Cenâb-ı Hak, Hazret-i İbrâhim’e Kâbe’yi bünyâd etmesini/ Kâbe’yi inşâ etmesini/ emretmiş. Kâbe, dört duvar, üç sütun üzerine yapılmıştır. Yâni, Fâtiha’nın yedi âyeti ve insanın cemâlinde olan yedi işâret demektir ki ateş, hava, su ve  topraktan ibâret dört unsur ile; akıl ruh ve nefse işârettir.

İnsan vücudu da, akıl, nefis ve ruh sütunları üzerine kurulmuştur. O kimse ki, şerîat, tarikat, hakikat ve mârifet derecelerinden geçerek temizlenir; müctebâ, murtazâ, mustafâ yâni seçilmiş, beğenilmiş, sâfiyet kazanmışlardan olursa o vakit zamânın kutbu ve feleklerin merkezi olmuş olur.

İşte muhabbet sâlikleri de bu yüceler yücesinin kalbi etrâfında tavâf eder ve o kalpten “Nereye dönersen dön Allâh’ın cemâli oradadır”(*)sırrı zâhir olur.

Bütün kemâllerin toplandığı yer olan o kâmil insanın kalbinde, Hakk’ın bilcümle isim, sıfat ve hattâ zâtı mevcuttur. Kul oradan Allâh’ına bensiz, bizsiz, benliksiz münâcâtta bulunur.

İşte kalb-i selîm sâhibi olmak yâhut kalb-i selîm sâhibinin kalbine girmek bu demektir.”

–Hazret-i Ken’an Rifâî–

——————————

(*)Bakara Sûresi, 115’inci âyet.

…………………………………………………….

26 HAZİRAN

(Akıl, ancak Hakk’a uymakla olgunlaşır.)

(Hayat, inanmak ve mücâdele etmektir.)

(Allah’tan başka sığınağı olmayan mahlûka zulmetmekten sakın!)

(Ey insanlar! Bağış ve ihsanda bulunan, şeref ve hürmet kazanır; cimrilik eden, kendisini aşağılık hale getirir. İnsanların en cömerdi, hiçbir karşılık beklemeden verip bağışta bulunandır. Affı en yüce insan, güçlü ve üstün olduğu zaman affedebilen insandır

(Allah için gözyaşı dökmek, cehennem ateşinden kurtulmaya vesiledir.)

(Ehl-i Beyt’i sevmeyi bir vazife bilin. Allah’ın huzuruna bizi seviyor olarak çıkanlar bizim şefaatimize nâil olacaktır.)

(Resûlullah Efendimiz’in şu sözü benim için ispatlanmıştır: “Namazdan sonra, amellerin en hayırlı olanı günah olmayan amellerle bir mümini sevindirmektir.)

(Farz olan cihatların başında, bir insanın kendi nefsiyle cihâdı gelir ve bu cihat, cihatların en büyüğüdür.)

–Hazret-i Hüseyin Efendimiz–

……………………………………………………………

25 HAZİRAN

Bugün, Hicrî takvime göre Muharrem ayının 10’uncu günüdür. Yâni Kerbelâ’da-Belâ Toprağı- denilen bölgede Hazret-i Hüseyin ve âile efrâdı olan, çocuk ve bebekler dâhil yetmiş iki kişinin Muâviye’nin oğlu Yezit’in 20.000 kişilik ordusu tarafından hunharca şehid edildiği günün sene-i devriyesidir. Başta Hazret-i Hüseyin Efendimiz olmak üzere Kerbelâ şehitlerinin mânevî huzûrunda hürmet ve hasretle eğiliyoruz.

MUHARREM AYI

Ağlasın gözler, Muharrem geldi âh kan ağlasın

Taşsın hem Dicle, Fırat, Seyhûn u Ceyhûn çağlasın

Titresin yer gök, boyansın kana cümle kâinât

Âh-ı cân-gâhıyla uşşâk kalblerin hep dağlasın

Cümle mevcûdâta rahmet gönderilmişken Resûl

Kaldı zâlimler elinde Âl ü evlâd-ı Betül

Rahmetin şükrü şekavetse Resûl’ün Âl’ine

Âr olur insan demek kendine insân-ı cehûl

Hangi millet kıydı peygamberimin evlâdına

Hiç terahhüm etmeden mâsumların feryâdına

Bu münâfık münkirân insan mıdır Allah için

Sad hezâr hayf kim kâinâtın bu denî cellâdına

Yirmi bin hunhar gelmiş Kerbelâ meydânına

Ehl-i beytin bin zulümle kıymak için cânına

Yirmi bin hâin! İlâhî, yetmiş iki arslana

Hiç gelen bir Müslüman yok, onların imdâdına

Yetmiş üç yerden vuruldu âh Hüseyn-i Müctebâ

Kan içinde yerlere düştü habîb-i Mustafâ

Âh zâlimler ne iş bu? Bir içim su vermeden

Kıydılar şâh-ı Hüseyn’e eyleyip cevr ü cefâ

Secdede şâhın mübârek başını kat’ ettiler

Sîne-i mâderde ma’sûmân-ı pâki kestiler

Ehl-i beyte edilen zulme cihan kan ağladı

Kızları, kadınları hep bir bir üryân ettiler

Zulm-i gûnâ-gûnu bu nesl-i Yezîd gördü revâ

Zevk duydu eylemekle Ehl-i beyte bin ezâ

Korku, âr yok Hazret-i Allah’la Peygamber’den hiç

Gelmemiş misli bu neslin, hayret-i bî-intihâ

Cümle evlâd-ı Hüseyn’in hep şehîd olmuş idi

Hânedândan bir marîz Zeyne’l-abâ kalmış idi

Pâyini zincirleyip bin zahm ile sevk ettiler

Sad hezâr mihnet, hakaretlerle kurtulmuş idi

Pek büyük hikmettir el-hak vak’a-i kerb ü belâ

Yoksa çiğnetmezdi Ehl-i beyti füccâra Hüdâ

Âh-ı sûzân ile Ken’ân’ın budur virdi hemân

Sâye-i şâh-ı Hüseyn’den etme Allâhım cüdâ

                           –Hazret-i Ken’an Rifâî–

——————

Cân-gâh     : Can evi

Terahhüm  : Merhamet etmek

Sad hezâr  : Yüz bin

Hayf         : Yazık ki

Denî          : Alçak,rezil,soysuz

Hunhâr      : Kan dökücü,kan içen

Mâder        : Anne

Üryân        : Çıplak

Gûnâ-gûn  : Çeşit çeşit

Bî-intihâ    : Nihâyetsiz

Marîz        : Hasta

Pây            : Ayak

Kerb          : Keder,gam,sıkıntı

Füccâr       : Fâcirler,günahkârlar

Sûzan        : Yakıcı

Sâye        : Gölge, Himâye, Koruyucu

Cüdâ : Ayrı düşmüş

–Hz.Ken’an Rifâî–

…………………………………………………………………….

22 HAZİRAN

(Ehli Beyt’i sevmekten bahsediliyordu:

–“Ehl-i Beyt’e muhabbet, onların yoluna gitmekle olur. Yoksa, îmânım Ali, medet yâ Hüseyin demekle değil… onların isrine, yoluna gitmek de onlara muhabbetle olur. O halde muhabbet de mânevî yakınlık ile olur, mûcize ile kerâmetle olmaz. Onların mübârek yüzleri her mucizenin herokerâmetin üstündedir. Onlara Beytullah bile secde eder, taşı toprağı değil. Çünkü madde âleminde, Hakk’ın âdeti olmayan, tabiat üstü fevkalâdelikler yapılmaz. Bu ancak mânevî âlemde mümkündür.)

–Hz. Ken’an Rifâî–

………………………………………………………………………

19 HAZİRAN

(İnsanların, bir zarûret ve içtimâî/sosyal/alâkalar sebebiyle berâber yaşadığı kimseler vardır. Bunlarla olan müşterek hayatları her vakit cinsiyet yâni ezel âşinâlığı îcâbı değildir. Berâber bulunma, sık temas etme ve yakınlık bir alışkanlık meydana getirir. Halbuki aynı mânâyı taşımak, ayni cinsten olmak bambaşkadır. Aynı cinsten olmak için kalplerin benzerliği, ruhların anlaşması, akılların uyuşması lâzımdır. İşte bu türlü bir âşinâlığa erişmiş olan kimseler, hangi şartta olurlarsa olsunlar senin cinsin ve âşinândır.)

–Hz. Ken’an Rifâî–

*

“Bu devirde de Hazret-i Hüseyin ve Yezit tabiatlılar vardır.

İçimizdeki Hüseyin, çalışma ve hizmet aşkıdır. Her türlü güzellik ve doğruluk Hüseyin’dir. Kin, gurur, kıskançlık gibi nefsânî arzularımız Yezit’i temsil eder.. Asıl mühim olan, asıl sen hangi noktadasın?

İçindeki Hüseyin’e neden su vermiyorsun? Yâni içindeki mânâyı besle, neden beslemiyorsun?”

–Sâmiha AYVERDİ–

…………………………………………….

16 HAZİRAN

Bugün, Muharrem ayının birinci günü… Yâni Hicrî Yılbaşı!

Müslüman Türk milletine hayırlı, huzurlu ve bereketli yıllar dileriz efendim.

*

“Muharrem ayı, eski Hicrî veya Kamerî dediğimiz, ayın hareketine göre hesap edilen aylardan ilkidir.

Bu bakımdan, Muharrem ayının birinci günü, bizim yılbaşı diye bildiğimiz hârika bir geleneğimiz teşekkül etmiştir. Ama bu gelenek  son 50-60 sene içinde unutulmuştur.

Muharrem’in birinde büyükler tarafından Bereket Parası verilirdi. Bu, âile arasında olduğu gibi dervişan arasında da olabilirdi ki, hem yeni bir senenin muhâsebesi, eski senenin yeni bir sene ile karşılaştırılması, hem de yeni senede kazanılacak hayâtın her yönden bereketli olmasının ilk tembihi idi…” – Sâmiha AYVERDİ

…………………………………………………………………….

15 HAZİRAN

Merhum İlhan AYVERDİ Hanımefendi, şöyle buyuruyor:

(… Muhammedî meşrebin/huy, tabiat, karakter/ en bâriz/ açık, meydanda, belli/ vasfı merhamettir, aftır.

Hazret-i Muhammed, insanları İslâmiyet’e yakalarından değil, gönüllerinden çekti. Hoş görülü, affedici, merhametli insandan etrafa öyle dalgalar yayılır ki, insanlar gel demeden ona koşar.

Bugün dedikodunun, edep dışı davranışların, zulmün ve haksızlıkların alıp yürüdüğü bu dünyâda huzur ve saâdet bulabilmek, ancak ve ancak Resûlullah ve İnsân-ı Kâmilin yoluna uymakla mümkündür.

Peygamber’in, mürşidin affedici ise, sen de affet, merhamet edici ise sen de merhamet et. Müşfik/şefkatli/ ve yumuşak huylu ise sen de öyle ol… Verici ise sen de vermeye teşne/çok istekli/ ol…

O’nun vasıflarına uymak için ise onu iyi tanımak gerek. Dâima iyi ve doğru olanı işlediği için, nerede ne yapmış, onu bilip uymak gerek. Sâhibimizi iyi tanıyalım ki ona uyalım.)

Nasipse, yarın yâni 16 Haziran Salı, Muharrem ayının birinci günü ve Hicrî takvime göre yeni yılın başlangıcıdır. Bu vesîle ile huzurlu, hayırlı, bereketli ve sağlıklı yıllar niyâzıyla üstte arzedilen ölçü ve kurallara uymanın huzûrunu milletçe yaşamayı niyâz ederiz efendim.

Tebriklerimizi sunuyoruz.

……………………………………………………………….

(Hayatta kahır çekmek istemeyip bundan kaçanlar, herhangi bir lûtfa lâyık olamazlar.

Sıkıntı ve derde katlanmaya kaabiliyetli olanlar için derman her zaman mümkündür.)

–Fuzûlî–

12 HAZİRAN

— Ah efendim… Vâkıa ölüm ihtiyara gence bakmaz ama; eskiden, daha vaktimiz var genciz!  derdik. Halbuki şimdi yetmiş yaşıma geldim… Yine elde bir sermâye yok!

— (Mevlâna diyor ki: ”Senin alışverişin kerîm olan Allah’ın sevgilileri ile oldukça senin için ümitsizlik yoktur.” Şu halde nevmîd/ümitsiz/ olma… Bir kimsenin müddet-i ömründe yapamadığını, Allah isterse bir anda da ihsan eder. O Kerîm’dir. Şâirin dediği gibi, Allah, buz gibi eriyici ve fenâ bulucu vücûdu satın alır, buna mukabil bir mülk-i ebedî/ölümsüzlük/ verir ki, hiç gözle görülmemiş, kulakla işitilmemiş ve akl u hayâle gelmemiştir.

Birkaç katre gözyaşı satın alır, onun yerine öyle bir kevser verir ki halâvetine şeker reşk çeker.

Pürsevdâ olan, ciğersûz olan âhı satın alır ve yüzlerce menfaatler ve faydalar verir. Ve âh ile me’lûf olanlara/ âh etmeye alışkın olanlara/ yakınlığını ve sevgisini ihsan eder.Onun için, ümidini kesme ve meyus/ümitsiz/ olma.)

–Hz. Ken’an Rifâî–

…………………………………………………………………………………..

8 HAZİRAN

Hazret-i Ahmed Rifâî şöyle buyuruyorlar:

 (Haset, kibir, gıybet/insanların arkasından konuşmak/,hırs, gazap, riyâ, zulüm, öldürücü zehir gibidir. Bunlardan sakınınız.

Amellerin en iyisi güzel ahlâktır. Halkı malınla memnun edemezsen güzel ahlâkınla memnun et. Güzel ahlâk sâhibi olanlar, oruç tutup namaz kılarak ibâdet edenlerin rütbesine, oturdukları yerde nâil olurlar.)

Ken’an Rifâî Hazretleri de şöyle buyuruyor:

–“Benim bir zevkim var, bu da sana irfan öğretebilmektir.”

–Buna karşılık ben ne yapayım?–“Ben senden çok bir şey istemiyorum; ancak, nefsini arkaya atmayı öğren. Sen bir yudumda doyanlardan olma! Resûlullah, “Mâ arefnâke hakka mârifetik” / Yâ Rabbî senin mârifetini hakkıyla bilemedik/ diyor. Onun için sen de durma ilerle. Beni sev, beni sev ki ben de seni seveyim. Yalnız, bu “beni sev”in mânâsını iyi anla. Beni sev demek, sevdiklerimi, bütün insanları, Aşkı, Allah’ı sev demektir.”

…………………………………………………..

5 HAZİRAN

(Gazetelerde İngiliz siyâsî temsilcisi Sir Philby ismindeki bir zâtın müslümanlığı kabul etmiş olduğu yazılıyordu:

–“Âdem’e secde edenler dört kısımdır. Bunlardan birinci kısmı, Allâh’ım emridir, diye secde ettiler. Başlarını kaldırdıkları vakit Âdem’deki Hak tecellisini görerek bir daha secdeye vardılar. Hazret-i Ebû Bekir’in, Hazret-i Ali ve Hazret-i Hatîce’nin bir söz ile îman edişleri gibi.

İkinci kısım, evvelâ secde etmedi, ama sonra etti. Hazret-i Ömer’in Efendimiz’i kesmeye gelip de o cemâle karşı cezbeye kapılıp îman etmesi gibi… ve işte bu İngiliz’in de neticede saâdeti bulması gibi…

 Üçüncü kısım, evvelâ secde etti, sonra etmedi. Vahiy kâtibi İbn-i Serh’in evvelce îman edip sonradan kâfir olması gibi…Dördüncü kısım ise, ne önce etti ne de sonra… Ebû Cehil gibi… ve evvelce de sonunda da kâfir olanlar gibi…”)

–Hz. Ken’an Rifâî–

……………………………………………………………………………………………………………………………..

1 HAZİRAN

(— Cenâb-ı Hak: “Bana duâ ediniz icâbet edeyim, kabul edeyim” ve Cenâb-ı Peygamber Efendimiz de: “Yâ Rabbî, senden af ve âfiyet dileriz” ve yine: “Senin ismin affedicidir, bizi affeyle” ve yine: ” Yâ Rabbî, senin affınla cezândan, rızânla gazabından, seninle senden istiâze ederim/ sana sığınırım/ ve yine: “Yâ Rabbî bize hayrı hayır olarak göster ki ona uyalım, şerri de şer olarak göster ki ondan kaçınalımdiye duâ ettikleri halde, kibâr-ı ehlullah duâdan içtinâb ediyorlar/kaçınıyorlar/

… geçen gün konuştuğumuz gibi, Kur’ân-ı Kerîm herkese hitap etmiştir. Orada bütün insanlara, havassa, ahassü’l-havassa, mümin ve kâfirlere de hitap vardır. Doğrudan doğruya peygambere de hitap vardır.

“Herkese aklının yettiği mertebeden söyle” hadîs-i şerîfinin verdiği düsturu ele alırsak, bir çocukla konuşmak ile, rüşde vâsıl olmuş/reşit hâle gelmiş/ bir kimse ile konuşmak bir olmadığını görürüz. Kezâ, zâhir ilimlere vâkıf bir münevver ile konuşmak başka, bilgiden yana sathî ve basit bilgisinin içinde kalmış kimse ile konuşmak yine başkadır.

Onun için kibâr-ı ehlullah dediğimiz kâmil kimseler, Allah’tan emir almadıkça duâda bulunmazlar. Onlar da duâ ederler, fakat emir ile duâ ederler. Kendiliğinden yok olduğu için, ettiği duâyı kabul eden de odur. Nitekim hadîs-i kudsîde buyrulduğu üzere: ” O kulum bana yaklaştığı vakitte ben onu severim. Ben onu sevdiğim vakitte gördüğü göz, işittiği kulak, tuttuğu el ben olurum” hikmetlerin sırrı ve hilkatin/yaratılışın/ rumuzu budur işte.

Bize gelince, biz duâda kusur etmemeliyiz. Biz muhtâcız. Biz, Acem bayrağındaki arslan gibiyiz. Onlar ise ormanlarda gezen hakîkî arslanlardır. Binâenaleyh onların işleriyle kendi işlerimizi kıyaslamak aslâ doğru değildir.)

–Hz. Ken’an Rifâî–

…………………………………………………………..