Ana Sayfa Rıza Tekin UĞUREL Vakt-i Şerifler Hayr'ola Vakt-i Şerifler Hayr’ola-Haziran 2026

Vakt-i Şerifler Hayr’ola-Haziran 2026

278

8 HAZİRAN

Hazret-i Ahmed Rifâî şöyle buyuruyorlar:

 (Haset, kibir, gıybet/insanların arkasından konuşmak/,hırs, gazap, riyâ, zulüm, öldürücü zehir gibidir. Bunlardan sakınınız.

Amellerin en iyisi güzel ahlâktır. Halkı malınla memnun edemezsen güzel ahlâkınla memnun et. Güzel ahlâk sâhibi olanlar, oruç tutup namaz kılarak ibâdet edenlerin rütbesine, oturdukları yerde nâil olurlar.)

Ken’an Rifâî Hazretleri de şöyle buyuruyor:

–“Benim bir zevkim var, bu da sana irfan öğretebilmektir.”

–Buna karşılık ben ne yapayım?–“Ben senden çok bir şey istemiyorum; ancak, nefsini arkaya atmayı öğren. Sen bir yudumda doyanlardan olma! Resûlullah, “Mâ arefnâke hakka mârifetik” / Yâ Rabbî senin mârifetini hakkıyla bilemedik/ diyor. Onun için sen de durma ilerle. Beni sev, beni sev ki ben de seni seveyim. Yalnız, bu “beni sev”in mânâsını iyi anla. Beni sev demek, sevdiklerimi, bütün insanları, Aşkı, Allah’ı sev demektir.”

…………………………………………………..

5 HAZİRAN

(Gazetelerde İngiliz siyâsî temsilcisi Sir Philby ismindeki bir zâtın müslümanlığı kabul etmiş olduğu yazılıyordu:

–“Âdem’e secde edenler dört kısımdır. Bunlardan birinci kısmı, Allâh’ım emridir, diye secde ettiler. Başlarını kaldırdıkları vakit Âdem’deki Hak tecellisini görerek bir daha secdeye vardılar. Hazret-i Ebû Bekir’in, Hazret-i Ali ve Hazret-i Hatîce’nin bir söz ile îman edişleri gibi.

İkinci kısım, evvelâ secde etmedi, ama sonra etti. Hazret-i Ömer’in Efendimiz’i kesmeye gelip de o cemâle karşı cezbeye kapılıp îman etmesi gibi… ve işte bu İngiliz’in de neticede saâdeti bulması gibi…

 Üçüncü kısım, evvelâ secde etti, sonra etmedi. Vahiy kâtibi İbn-i Serh’in evvelce îman edip sonradan kâfir olması gibi…Dördüncü kısım ise, ne önce etti ne de sonra… Ebû Cehil gibi… ve evvelce de sonunda da kâfir olanlar gibi…”)

–Hz. Ken’an Rifâî–

……………………………………………………………………………………………………………………………..

1 HAZİRAN

(— Cenâb-ı Hak: “Bana duâ ediniz icâbet edeyim, kabul edeyim” ve Cenâb-ı Peygamber Efendimiz de: “Yâ Rabbî, senden af ve âfiyet dileriz” ve yine: “Senin ismin affedicidir, bizi affeyle” ve yine: ” Yâ Rabbî, senin affınla cezândan, rızânla gazabından, seninle senden istiâze ederim/ sana sığınırım/ ve yine: “Yâ Rabbî bize hayrı hayır olarak göster ki ona uyalım, şerri de şer olarak göster ki ondan kaçınalımdiye duâ ettikleri halde, kibâr-ı ehlullah duâdan içtinâb ediyorlar/kaçınıyorlar/

… geçen gün konuştuğumuz gibi, Kur’ân-ı Kerîm herkese hitap etmiştir. Orada bütün insanlara, havassa, ahassü’l-havassa, mümin ve kâfirlere de hitap vardır. Doğrudan doğruya peygambere de hitap vardır.

“Herkese aklının yettiği mertebeden söyle” hadîs-i şerîfinin verdiği düsturu ele alırsak, bir çocukla konuşmak ile, rüşde vâsıl olmuş/reşit hâle gelmiş/ bir kimse ile konuşmak bir olmadığını görürüz. Kezâ, zâhir ilimlere vâkıf bir münevver ile konuşmak başka, bilgiden yana sathî ve basit bilgisinin içinde kalmış kimse ile konuşmak yine başkadır.

Onun için kibâr-ı ehlullah dediğimiz kâmil kimseler, Allah’tan emir almadıkça duâda bulunmazlar. Onlar da duâ ederler, fakat emir ile duâ ederler. Kendiliğinden yok olduğu için, ettiği duâyı kabul eden de odur. Nitekim hadîs-i kudsîde buyrulduğu üzere: ” O kulum bana yaklaştığı vakitte ben onu severim. Ben onu sevdiğim vakitte gördüğü göz, işittiği kulak, tuttuğu el ben olurum” hikmetlerin sırrı ve hilkatin/yaratılışın/ rumuzu budur işte.

Bize gelince, biz duâda kusur etmemeliyiz. Biz muhtâcız. Biz, Acem bayrağındaki arslan gibiyiz. Onlar ise ormanlarda gezen hakîkî arslanlardır. Binâenaleyh onların işleriyle kendi işlerimizi kıyaslamak aslâ doğru değildir.)

–Hz. Ken’an Rifâî–

…………………………………………………………..