Ana Sayfa Rıza Tekin UĞUREL Vakt-i Şerifler Hayr'ola Vakt-i Şerifler Hayr’ola-Ağustos 2026

Vakt-i Şerifler Hayr’ola-Ağustos 2026

437
????????????????????????????????????

31 AĞUSTOS

(İnsanın kendi kendisine karşı dürüst olması gerek. Günahının Hak katında affa uğradığına inanmazken Allah beni nasıl bağışlar?

İbâdetlerin rûhunun da, mânâsının da bu olduğunu bilmeden namazın, orucun, hele hele haccın kime ne faydası olabilir ki?

Ne yazık ki dünyâ ihtiyarladıkça bu zarfın mazrufu/o zarfın içindeki önemli şey/ olan âdemoğlu gün be gün seviye kaybetmekte bulunuyor.Ey hacılar, hocalar ve müslüman geçinen kimseler! Geçmişi, geçmişin beğenmediğiniz o irfan ve iz’ânını kaybettiğiniz yerde arayıp bulmadan dünyâ huzur ve saâdete ulaşamaz.)

–Sâmiha AYVERDİ–

……………….

24 AĞUSTOS

BUGÜN MEVLİD KANDİLİ… TÜRK MİLLETİ’NİN YÜCE PEYGAMBERİMİZ’E LÂYIK OLMASI NİYÂZIYLA KANDİLİNİ TEBRİK EDERİZ EFENDİM.

(Biz müslümnlar îmân-ı kâmil sâhibi bulunmuş olsaydık, dünyânın dengesi bizden yana ağır basacak ve bugün karşımıza dikilmiş olan haçlı düşmanlar karşımızda eğilerek “Ferman efendimizin!” diyeceklerdi. Bir zamanlar Osmanlı’ya boyun eğdikleri gibi…)

–Sâmiha AYVERDİ–

***************************

21 AĞUSTOS

Bir gün yakınlarından biri kendisine: “Allah sizden râzı olsun” deyince şu cevâbı veriyor:

–“Önce ben Allah’tan râzı olayım! Evet önce ben rızâ göstereyim, yâni Rabbimin her bir ihsânına hamd edebileyim, Allah’tan gelen her yediyeyi, bize iyi veya fenâ görünen her şeyi hoş kabul edeyim ve ona lâzım gelen îtibârı göstereyim, şikâyetten vazgeçip Allah’tan önve ben râzı ve hoşnut olayım ki, o da benden râzı olsun.”

—-Ken’an Rifâî Hz.–

************************************

17 AĞUSTOS

(İçimizden birinin bir kimse hakkında: “Dindar bir adamdır!” demesi üzerine:

—-“Dindar ne demektir!” diye sordu.

Dini zâhirinde kalan kimselere dindar derler. Alelumum ümmî, câhil herkese dindar denebilir. Sonra ilimdar, sonra âyindar, daha sonra da hakîkatdar derler. Çünkü umumiyetle dindar ibâdet ve tâatle yâni taklitle tapıcıdır. Daha bir derece yükselince görmekle yâni taklitle tapıcıdır. Daha bir derece yükselince hakikatle tapıcı olur, ki asıl tapmak da budur. Hakîkat odur ki tapan ve tapılan bir ola.)

–Ken’an Rifâî Hz.–

14 AĞUSTOS

(…Aynada kendini görmek ne de kolay. Bir de insanoğluna içini, o bir türlü görmek istemediği ve göremediği içini de gösterecek bir ayna olsa… Gâliba ona da gönül aynası, basiret aynası diyorlar. Ama o, çerçevelere geçirilmiyor, duvarlara asıılmıyor.Gene diyorlar ki: Âdemoğlu kendi içini görmek için, bu gönül aynasını cilâlamak gerek…)

–Sâmiha AYVERDİ–

************************

10 AĞUSTOS

“İnsanları birbirine bağlayan ya da lehimleyen reçeteyi şu birkaç maddede toparlamak mümkün: Histe ve fikirde birlik, şefkat, muhabbet, saygı, dürüstlük, sabır, ferâgat, kanâat ve bütün meziyetlerin hepsini besleyecek olan îman anlayışı.

Allah kadına kimsenin erişemeyeceği bir imtiyaz vermiştir ki o da analık mevkîidir. Ama biz kadınlar bu yüce imtiyâzın takdîrinde yanlış olduğu kadar boş da olan bir inatla durmadan “kadın-erkek eşitliği” terânesiyle kendi kendimizi küçük düşürüyoruz.

……

Allah kadına yaratıcılık imtiyâzı vermekle onu yüceltmiştir. Erkek ne kadar özense çocuk doğuramaz. Ey kadın, Cenâb-ı Hakk’ın sana bahşettiği bu ulvî vazîfeyi unutup neden tabiata müdâhale ederek isyan bayrağını açmış bulunuyorsun?”

Kadın ve erkek birbirinin tamamlayıcısı olarak yaratılmış ve vazîfe taksimi de tabiatca yapılmış bulunduğuna göre, aralarında zıtlaşma ve iddiâ gibi kof dâvâ, kazanılması muhâl bir dâvâdır.

Eğer iki cins de rûhî ve derûnî bir olgunluğa sâhip olmadan bu mevzûda hareket edecek olursa, bu gürültü kadının da, erkeğin de aleyhinde tecellî edecektir vesselâm…”

–Sâmiha AYVERDİ–

***************************

7 AĞUSTOS

(Münâfık, içi dışı başka olan kimse demektir ki en büyük günahlardan biridir. Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de münâfıkı anlatırken: “Kalplerinde olmayanı dilleriyle söyleyenler, yâni içleri başka dışları başka olanlardır buyuruyor ve yine “Allah’a îman ettiklerini zannederler. Hattâ namaz kılıp oruç da tutarlar. Fakat bu halleriyle cehennemin en alt derecesine giderler”, diyor. Efendimiz bunları yalnız Ebû Zer-i Gıfârî Hazretleri’ne söylemişlerdir. Hazret-i Peygamber zamânında yirmi yedi münâfık vardı ki Ashâb-ı Kirâm, Ebû Zer Hazretleri kimin cenâzesinde bulunmazsa, o kimsenin münâfık olduğunu bu sûretle anlarlardı…)

–Ken’an Rifâî Hz.–

*****************

4 AĞUSTOS

Şirazlı Sâdî’den konuşulurken:

–“Sâdî der ki: Lokman Hekim’e hikmeti nereden öğrendim? Diye sormuşlar. Âmâdan! demiş      . Nasıl olur? Dedikleri zaman ise: Önüne gelen çukurlara taşlara, engellere çarpmamak için asâsiyle etrâfını yoklar ve tehlikelerden krutulur, demiş.

İnsanlar da geleceği bilmedikleri için tefekkür asâsiyle yapacakları ve yapmakta oldukları işleri teftiş etmeleri lâzımdır. Resûlullah Efendimiz: Tefekkür gibi ibâdet olmaz, buyurmuyor mu? Pascal da öyle diyor: İnsanın insanlığı tefekkür iledir ve ahlâkın esâsı da tefekkürdür. Yine Efendimiz: Bir saatlik tefekkür, bir senelik ibadetten efdaldir. Buyuruyor.

–Ken’an Rifâî Hz.–

****************