Esir Bir Türk Subayının Türkistan Hâtıraları-16

0
17

Semerkand şehri, Türkistan şehirlerinin en güzelidir.

Havası, Taşkent’e nazaran daha mutedil/ılıman olmakla berâber, Zerefşan Nehri’nden sulanan üzüm bağları, meyve ağaçlarıyla süslenmiş yalancı bir cennet gibidir.

Şehri kuran, Türkler’ın “Alp Er Tunga” dedikleri “Efrasyab”tır. Şehir hâricinde, hâlen Efrasyab Kalesi vardır. Büyük Timur’un taht merkezi olduğu için, Semerkand’ın târihî kıymeti pek büyüktür.

Semerkand’da hüküm süren kudretli hâkanların bıraktıkları kıymetli eserler; Türklüğün eski medeniyetini gösteren canlı vesikalardır. Semerkand, bir zamanlar Büyük İskender’in karargâhı olmuştur.

Şöhreti Asya kıt’asına ve ünü bütün dünyaya yayılmış olan Timur, Semerkand civârında, “Keş” kasabasında doğmuştur. Zaptettiği memleketlerde tesâdüf ettiği sanat adamlarını toplayıp, Semerkand’a getirmiştir. Bu sâyede, Semerkand’ın güzelleşmesine ve Türkistan’da Sanâyinin gelişmesine hizmet etmiştir.

Semerkand’ın târihî kıymeti hâiz ve bugün dahi yüksek bir sanat âbidesi olarak ayakta duran eserlerinden en mühimmi, “Şahzinde Câmi”dir.

Anlatıldığına göre halkı, İslâm dînine dâvet etmek üzere Semerkand’a gelen “Kasım ibni Abbas”, öldürülmüş, başı kesilmiş ve kesik başı yerlerde yuvarlanarak şehir civârında bir kuyuya atılmıştır.

Oradaki Müslümanlar, din uğruna şehid düşen Kasım İbni Abbas’ın ölmediğini kabul eder. Halkın bu îtikadına hürmeten Timur, kuyunun üzerine bir câmi yaptırıp, ismine “Berhayat” mânâsını ifâde eden “Şahzinde” adını vermiştir. Hakîkaten Şahzinde Câmii, Orta Asya câmilerinin en güzelidir.

Mîmârî tarzı ve duvarlarındaki çinilerin renk ve parlaklığı, akıllara durgunluk verecek kadar güzeldir. Semerkand’da daha bir çok kıymetli eserler vardır.

Bilhassa Timur Türbesi ile avlusunda Hazret-i Osman’ın yazmış olduğu Kur’ân-ı Kerîm’in mermer rahlesi bulunan “Bibi Hanım Medresesi” ve eski Türk üniversitesi vazifesini gören “Medrese-i Şirdâr”, “Medrese-i Tılla Karî” ve “Uluğ Bey Medresesi” vardır. Bu medreselerin ortasında kalan büyük meydanlığa “Registan” adı verilmiştir.

Orta Asya’nın gelip geçen kudretli hâkanlarına dâimî bir mücâdele sahnesi olan ve müteaddit defâlar tahribâta uğramış bulunan bu bölgenin hâlen harap bir haldeki binâları; Türklüğün haşmetli mâzisini, parlak medeniyetini, sanayiye verdiği kıymet ve alâkasını, açık bir surette göstermektedir.

İki metre kalınlığında olan duvarlarının dış cephesi, Elvan çinilerle kaplanmıştır. Güneş ışınlarının in’ikasıyla/yansımasıyla çok uzak mesafelerden parıltısı gözleri kamaştırır. Kubbelerindeki büyüklük, duvarlarındaki metânet, geçmişte yüksek bir Türk mimarisinin en büyük şâhididir.