Niyâzi Mısrî derler bir başka Dost, bakın bu konuda yâni “insan” hakkında ne diyor:

“Hak ilmine bu âlem, bir nüsha imiş ancak.
Ol nüshada bu âdem, bir nokta imiş ancak.
Ol noktanın içinde, gizli nice bin derya
Bu âlem o deryadan, bir katre imiş ancak.
Âdemliğini her kim, bulduysa odur Âdem
Yoksa görünen suret, bir gölge imiş ancak.”

“İnsan bu, meçhul…” diye kitap yazan Nobel Ödüllü Aleksi Carell’e karşılık âdetâ, “İnsan bu, mâlûm…” diyen atalarımız, kendileri koca birer hükümdarken paralı maaşlı, adamlar tutup, gene kendilerine:

-“Gururlanma pâdişâhım… Senden büyük Allah var!” diye, boşuna bağırtmamışlardır.

İnsan, aczini bildiği oranda büyür.

Bir nokta iken kâmet… Yâni, boy, pos ve endam sâhibi olur. Kocaman olur.

Yâni, insana benzemeye başlar.

Ve… Yaradan’ına şöyle yalvarır:

“…Beni, senden başka her şeyin câhili et… İlmimle fazlımı, pazara çıkarayım; yağmadır, alan alsın! diyeyim.”

Einstein’ın daha sonraki hayâtı gösteriyor ki; Einstein, dilencinin verdiği mesajı almış, önünde yeni bir ufuk açılmıştır. Kim bilir, açılmıştır. İlçe kaymakamı da acaba, ihtiyar köylü’nün irfan dolu mesajından gerekli hisseyi çıkarabilmiş miydi? Bunu bilemiyoruz. Bilinen bir şey varsa o da hakîkat peşinde koşarak ortaya yeni buluşlar çıkaran… Ömrünü bu uğurda harcayan “Sıra dışı” kimselerle, şu veya bu makâma ulaşmaktan başka gâyesi bulunmayan “sıradan” kimselerin, aynı değerde olmadığıdır.

Çünkü bunlardan biri, “Bilen” dir.

Yüce Kitabımız’da:

“Bilenle bilmeyenlerin bir olmadığı” buyurulmuyor mu?

Fakat yaptığı buluşlarla insanlığa fizik ve atom konularında çağlar atlatan Einstein, dilenci karşısında… Kaymakam da devlet kademelerinde yükselip, bir memur olarak halka hizmetine rağmen; ihtiyar derviş karşısında câhil, zavallı ve küçülmüş değil midir? Allah, benlik ve gurur balonunu, isterse, dilenci kılıklı biri… Yâhut ihtiyar bir derviş vâsıtasıyla patlatıverir.

Veya binbir değişik yolla…

Allah’ın varlığı ve büyük kudreti karşısında, beşer denilen olgunlaşamamış insanın, bütün büyüklüklerle birlikte koca bir “Hiç” den başka şey olmadığını bizlere bildiren Ulu bir Dost, şöyle diyor:

“Bilmek vasfı, âlimlerin vasfıdır.

Çünkü Kur’an’da: “Bir bilseler…” buyuruluyor.”

Aynı Ulular Kervanından Hacı Bayram Velî ise:

“Bilmek istersen seni
Can içre ara canı
Geç canından, bul anı
Sen, seni bil, sen seni!”

Diyerek, sözün özünü söylüyor.