Engin Ruh-Dar Kaftan Sâmiha AYVERDİ – Osmanlı Asırları

0
24

(… Dünyâda ayniyet yok, benzerlik vardır. Makrokozmos’dan mikrokozmos’a varınca, her varlık müstakil/bağımsız şahsiyet sâhibidir. Binâenaleyh zerrelerden fertlere, cemiyetlere ve büyük kütlelere kadar kendi hususiyetleri/özellikleri içinde mütâlâa edilmesi/düşünüp incelenmesi îcâb eden her bünyenin şahsiyet yapısını, bu yönden ele almak zaruridir.

Yoksa, birinde olanı behemehal diğerine de tatbik ve kabul ettirmeğe çalışmak, hatânın tâ kendisidir. İşte bizim ıslahat ve inkılâplarımız da, bu yüzden yanlış olmuş, Şark’ın engin rûhu, Garb’ın dar kaftanı içine yerleştirilmek istenmiştir.

Fakat bir türlü şuuruna varamadığımız bu hakîkatı, zaman, ister istemez ve başımıza vura vura önümüze sermiştir. Aşı sahte idi tutmadı. Halbuki eski tecrübelerden olsun ders almamız lâzım değil miydi?) İlk İslâm ordularıyle dünyâya yayılan tevhid, zorlama yapmadığı için, kütleler kâh şuurları kâh insiyakları ile bu dâvetin kucağına atılmışlardı.

Kezâ Türklük de, Uzakşark tecrübesi de dâhil, Selçuklu ve Osmanlı kalıbı içinde, realitelerin rağmına ve dikine gitmediği için değil midir ki üç kıt’aya hâkim olabilmişti. İlk ciddî inkılâbımız olan Tanzîmat ve onu tâkîb eden meşrûtî idâre fikri, bize bizden gelip ölçüsü ölçümüze uymuş olsaydı netîce bu köksüzlük ve sukut olmazdı.

Halbuki inkılâp kampanyası, Müslüman-Türk otoritesini yeryüzünden silmeği karar altına almış düşman cephesinden geliyordu.

Bugün dahî Tanzîmat ve Meşrûtiyet târihleri tahlil edilirken, münevver zümre, ezberci bir çocuk gayretiyle, birer iflâs olan bu hareketlerin methiyesini okumakta ve bizi hâriçten idâre eden yıkıcı tesirlerin aslâ farkında olmamakta veyâ olmaz görünmeği bir ilericilik zannetmektedir.

Şu kitabın son sâhifeleri yazılırken söylenecek son sözlerden biri, belki en mühimmi, içimize sızmış ve yerleşmiş olan meş’um/uğursuz ve târihî düşmanlarımızın yüzünden maskeyi düşürmek, sahte inkılâp sinyalleri vere vere bizi ardından sürükleyen düşmanı, millî îmânımızın ışığı altında görmek ve tanımak temennisidir.

(*) Sâmiha AYVERDİ – Osmanlı Asırları,Cilt 3, Sayfa 243-244)