Eski Türkler-6

0
22

BİR TÜRK SULTANI

Saray Hayâtı

Sultan o kadar güzel ki böylesini ne İngiltere’de ne de Almanya’da gördüm. Onunki kadar seyredilmeye Lâyık, güzel denebilecek bir yüz hatırlamıyorum. Beni karşılamak üzere ayağa kalktı ve memleketinin âdeti gereğince elini kalbine götürerek selâmladı.

Ama selâmı öyle muhteşem ve asilâne idi ki saray terbiyesi bile bunu bahşetmiş olamazdı: Bu, tabiatın bir eseriydi.(…..) Rum kadın, Fâtime’nin güzelliğini daha önce söylemişti, ama görür görmez öyle bir hayranlığa kapıldım ki, bir müddet hiçbir şey söyleyemeden O’nu temâşâ zevkine takılıp kaldım.

…Barbar dediğimiz bir ülkede yetişmesine rağmen öyle muhteşem bir tavrı,

o kadar rahat ve asil jestleri vardı ki, O’nu Avrupa’nın en şâşaalı saraylarında görsek, işte tam kraliçe olmak için doğmuş kadın, derdik. Hâsılı, güzelliği bütün İngiltere’deki güzelliklerin topunu gölgeleyecek bir çapta idi.

Zarif Fâtime, benimle son derece nâzik ve hoş sohbetlerde bulunuyor,

bana “Güzel Sultânım” diye hitap ediyordu. Son derece mültefit davranıyor ve benimle kendi dilimle konuşamadığı için teessür duyduğunu belirtiyordu.

Ayrılmak üzere müsâade istediğim zaman, iki genç hizmetçi, gümüş kap içinde yaldızlı mendiller getirdiler. Fâtime Sultan, en güzelini bana ikram ettikten sonra ötekilerini tercümanımla hizmetçime verdi.

Çıkarken de kabul edildiğim zamanki gibi nezâketle uğurlandım. O kadar cezbeye kapılmıştım ki, bir an için kendimi İslâm cennetinde sandım.


Yatağına ikinci bir koca sokmamak hususundaki kararını,

birinci zevceliği ile şereflendirmesi mevzuubahis olunca, kendisini 10 yaşında iken ilk Sultanına takdim edeni, bu takdimin hâtırasına hürmeten severek yetinmesiyle isbat etmek istemiş ve gerçekten 15 yıldır bu adamla evli bulunduğu halde, bir kere bile yatağına kabul etmemiştir.

Hıristiyanlar arasında ve 21 yaşlarındaki dullarda hiç rastlanmayan bir sebatla dâimî bir mâtem içindedir. Sultan Haseki şimdi 36 yaşındadır.


Pâdişah bâzan bütün hanım sultanları etrafına toplayarak onlarla eğlenir.

Pâdişah, içlerinden birine biraz fazla alâka gösterdi mi ötekilerin büyük bir kıskançlığa kapıldıklarını Haseki Sultan’dan duydum. Ama öyle sanıyorum ki Kralın bir göz işâretine bakılan bütün saraylarda durum aynıdır.

Oralarda herkes sabırla Kralın bir tebessümüne intizar eder durur. Netîcede tebessümü alamayanlar, alanı kıskanırlar.

Mustafa adını hiçbir zaman ağlamadan telâffuz etmezdi; ama yine de O’ndan büyük bir zevkle bahsederdi. “Geçmiş saadetim bana bir rüyâ gibi görünüyor” diyordu.

“Bununla berâber insanların en büyüğü ve en zarifi tarafından sevildiğimi unutamam…

Eğer kızımı büyük bir şefkatle sevmeseydim, O’nun ölümünden sonra yaşayamazdım” diyordu. Bunları söz olsun diye söylemediği, yüzündeki derin ıztıraptan okunuyordu. Iztırâbına rağmen neş’eli görünmek nezâketini de hiç ihmâl etmiyordu.