Gurbet, gurbet… dedikleri nedir bilir misiniz?
Bunu siz bilmiyorsanız da ben biliyorum dostlarım. Çünkü ben tam yirmi sene gurbette gezdim. Daha dünyaya ilk gözümü açıp, anam beni göğsüne bastığı gün, ilk gurbet acısı ile ağlamıştım. Ama niçin ağladığımın o zaman kendim de farkında mıydım sanki?
Ezel gününde bir aşkın tadı ile uyanan rûhum, bu dünyâ gecesinde yeni bir uyku devresine girdi. Uyudum. Yirmi sene bu uyku içinde gurbet rüyâsı görerek sayıkladım, söylendim, ağladım. Kim bilir belki de beni ilk uykumdan uyandıran Beyazkanat, tekrar gelip yüzüme nazlı nazlı dokunmasaydı, bu dayanılmaz gurbet acısı ile Kıyâmete kadar uyuyup kalacaktım.
Yeniden gözümü açar açmaz karşımda bir hayâl belirdi. Ona sordum:
–Sen kimsin?
— Aşk! Dedi ve kulağıma eğilerek:
— Bu dünyâda en büyük mârifet küçülmektir. Küçül! Küçülmekten korkma… bil ki insanlar, küçüldükleri nisbette büyürler….
Canım sıkılmıştı. Ne ise şaşırmadım.
— İyi ama, beni uykumdan uyandırırken ilk söz, büyümeyi istemek şirkinden sakınmayı söylemen olmamış mıydı? Diye bağırdım.
Gülümsedi. Meğer bu onun beni ilk sınaması imiş.
–Sâmiha AYVERDİ–
















