Samihâ Ayverdi, Milli Kültür Mes’eleleri ve Maarif Dâvâmız adlı eserinde Ramazanın bereketi ve orucun feyzine dair şu değerlendirmelerde bulunur:
(Allah’ın insanlara, “Yap, yapma!” dediği hiçbir emri yoktur ki, beşerin maddesi ve mânâsı için faydalı olmasın. İşte oruç da bunlardan başlıcasıdır. Senede bir ay olsun, bünyeyi tehdit eden tokluğa karşı, açlık kılıcıyla muhârebeye girişmenin inkâr götürmez faydaları vardır. Uzviyette biriken ve kıl damarlarında yerleşen zararlı maddeleri def’eylemek ve hiçbir ilâcın atamayacağı zehirleri söküp çıkarmak, ancak perhize verilmiş bir kudrettir.
İnsanoğlunun, egosu elinden hürriyetini kurtarması, kendi kendinin esâretinden sıyrılacak bir kemâl ve cemâl durağına ulaşması, böylece de hayvânî ve nefsânî kuvvetleriyle çarpışıp onları yenmesi ve bendelikten azatlığa erişebilmesi, bir cenk ve cihat manzarasının ta kendisidir. Onun için de, bir irâde ve ruh terbiyecisi olan oruç, bir yandan mukavemeti ve tahammül kudretini arttırırken, açlık elemini duymak hususunda zenginle fakiri birleştirmek, öfke ve gazap ateşi üstüne sabır suyu dökmek gibi günlük hayatın basamaklarına kadar kolaylıkla iner.
Ama ibâdeti, Allah’la kul arasında bir sır, bir ilâhî nimet bilmeden, idraksiz bir otomatizm havası içinde yerine getirenler için, orucun bir külfet olacağı tabiîdir. Halbuki ibâdetten maksat, kendini bilme yolunun üstündeki dikenleri kaldırmak, bizi bize yabancı, hattâ düşman kılan kibirleri, gururları, gösterişleri, riyâları temizlemektir.)
















