İnciler-2

0
10

“Biz, ne riyâkâr rindiz, ne nifak adamı! Gizli şeyleri bilen Tanrı, buna şâhittir. Tanrı’nın farzını yerine getirir, kimseye kötü söylemeyiz. Bu câiz değildir dedikleri şeye câizdir demeyiz”

“O’na nasıl “var” diyeyim? Kendimden haberim yok! Fakat nasıl da yok diyebilirim? O’na bakmakta O’nu görmekteyim.

“Hususî halvet sarayının kapıcısına söyle: Filân, eşiğimizin bucağında oturanlardandır. Zâhiren huzurumuzda değil, fakat hakikatte dâimâ hatırımızda, gönlümüzden hiç çıkmaz!”

“Zâhit, gurura daldı… Sağlık, esenlikle yol alamadı. Hâlbuki rind, niyâz yoluyla doğruca melâmet yurduna vardı, cennete girdi. Elimizdeki gönül şaraba sarfoldu. Herhalde kalp akçeydi; o yüzden harama gitti. Tövbe hararetiyle ödağacı gibi, nice bir yanıp yakılacağız? Şarap sun! Ömür, ham bir sevdâ ile gelip geçti.”

“Cânâna lâyık olan dâima sarhoşluk, gurur ve ululanma! Bize uyan da dâimâ çaresizlik, âcizlik ve niyâz!”

Senin hakikat Kâbe’si olan civarına gelen her kişi, kaşlarının kıblesine dönmüş, namazın ta kendisinde!”

“Bahçıvan! Beni yel gibi kapından sürme! Senin yetiştirdiğin gül bahçesinin suyu, Benim gül renkli gözyaşlarımdır!”