Kâmil Paşa Harmanı-1

0
34

1.bölüm

Henüz 1926 senesi gelmemiş, Tekel denen müessese de henüz çayın gırtlağına sarılmamış ve: “Sana, benim kapımdan gayrı yerde boy göstermek yok!” dememişti.

Çay, bir serbest ticâret metâı olduğu geçmiş yıllarda, her memleketteki gibi bizde de çaycı dükkânları vardı. Bu mağazaların en meşhurlarından biri de Eminönü’ndeki Albayrak idi. Rafları dolduran tenekelerde, akkuyruklar, popoflar, seylanlar, barodiler, sanki görücüye çıkmış kızlar  misâli, çay tiryâkilerinin gözlerini üstlerine çeken dilberler gibi boy gösterirlerdi.

İsteyen istediğinden alır veya dükkân sâhibinin tecrübeli takdirine bırakarak seçme hakkını ona verirdi.

Biz ne zaman Albayrak mağazasına gitsek, sâdece: Kâmil Paşa harmanı istiyoruz! derdik. Zîra bizim için çeşitli çay cinslerinin karışltırılmasından meydana gelen bu harmanın üstüne, damak zevkini hoşnut edecek bir başka halita/karışım bulmak belki de kaabil değildi.

Eğer dükkâna girdiğimiz zaman iş başında olan kimse, mağazanın sâhibi veya bizi tanıyan tezgâhtarlardan biri ise, daha ağzımızı açmadan, raftaki kutulara uzanır ve hazırlayacağı harman için her birinden ne miktar almak lâzım geldiğini bilir ve bir kabın içinde karıştırıp harmanlar, paketi elimize verirdi.(1)

*

Kâmil Paşa…

Anayurtlarının âdeti gereğince, evlerinde sabahtan akşama çay semâveri, dilinden şarkı düşmeyen şuh bir dilber gibi, kaynayıp taşan asil bir âilenin reisi…

Paşa, Dağıstan kahramânı Şeyh Şâmil’in oğullarının en küçüğü idi.

Amma, her küçüğün bir de büyüklük devri olabildiğinden, alnında secdesinden eser bulunan bu tertemiz mümin kişi, ata mîrâsı bir kahramanlık şerefinin gölgesi altında sükûn ve huzur içinde yaşardı.

Kafkasya dağlarını yıllar yılı, ruh tâifeleri gibi sihirli kudretleri ile, istiklâl ve îmanları adına Rus’a karşı muhâfaza etmiş, yılmamış yıldırmış, biri bin eden kahramanlıkları ile de târihin alnına unutulmaz destanlar kazıyıp hâkketmiş Şeyh Şâmil ve topyekûn Kafkas mücâhitlerinin savaşları, birbirini bütünleyen bir vatan ve îman cengi idi.

Şeyh Şâmil’in cihat arkadaşları olan Ahbarü’l-Muhammed’ler, Nur Han’lar(2), Murad Han’lar o îman devinin kılıç arkadaşları olan sayısız kahramanlar, gâyeleri uğrunda şehit olup namları nişanları mâzînin dalgın hâfızasında kalmışsa da, Hak ve hakikat kitabının sahifelerinde ebedîleşmiş ve âbideleşmişlerdir.

Başları bulutların göğsünde dinlenen dağların, sert, sivri ve karlı tepelerin at geçmez geçit vermez kayalık arâzinin o yılıp usanmaz bir avuç cihat eri, yüz binleri bulan Moskof ordularının yüzüne tam otuz beş sene şamar indirmiştir. Hâlâ da, Rus silâhlı kuvvetlerinin yüzünde, bu şaklayan pençenin izleri silinmiş ve unutulmuş değildir.

*

Kafkas Türklüğü’nün boynunu sıktıkça sıkan Rus pençesine karşı Şeyh Şâmil’in ilk mukavemet hareketi, Ahilgoh’daki müdâfaa savaşı olmuştu…(*)

(*) Sâmiha AYVERDİ– Ne İdik Ne Olduk, s.44.

(1)Kâmil Paşa’nın bizzat tertiplediği ve seçilmiş çay cinslerinden yapılan bu harmanın okkası, 1925 yıllarında dört lira idi.

(2)Torunlarımın ceddi olan Sürhay Han ve onun zürriyetinden olan Nizâmeddin Bey, Osmanlı topraklarına ilticâ ettiğinde, devrin pâdişâhı tarafından izzetlendiği ve asâlet maaşı ile taltif edildiği bilinmektedir.

CEVAP VER

Yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin