Rüşvet ve Vicdan

0
48

Ziyâ Paşa, Sadrâzam Âli Paşa’ya:

“–Sadrâzamımızın bu kadar serveti olduğunu anladık. Bunları nereden edindi? Pederinden mîras kaldı desek; bir kapıcının bu kadar serveti olamaz”, diyerek, Âli Paşa’yı hırsızlıkla itham ediyordu.

Allah’ın işine bakınız ki bir müddet sonra, Ziyâ Paşa Adana Vâlisi iken Mühürdar’ının -devlet büyüklerinin mührünü taşımak ve ilgili evrakları imzâlamakla vazifeli kimse- aldığı rüşvet yüzünden, bu suç paşanın kendisine de yüklenmeye çalışıldı. İstanbul’a Ziyâ Paşa’nın rüşvetle ilgili telgraflar yağmaya başladı.

Bu telgraflar, o zaman Mâbeyin Baş Kâtibi olan Âli Paşa’nın oğlu Ali Fuat Bey’in eline geçiyordu. Ali Fuat Bey:

“–Bunlar garazdır. Ziyâ Paşa gibi bir adam böyle şeylere tenezzül etmez. Hiç şüphesiz iftirâdır”, diyerek telgrafları yırtıp atıyor ve babasının intikamını almak yoluna gitmiyordu. Daha sonra Âli Paşa külliyetli bir borçla öldüğü zaman da, Ziyâ Paşa büyük vicdan azâbı çekmişti.