Yabancı Gözüyle Biz-1

0
47

Fransız seyyah Jean de Thevenot’nın Hâtıralarını sizlere “Yabancı Gözüyle Biz” başlığıyla sizlere aktarmaya çalışacağız…

(… Sefere çıkmak, seferde yaşamak bahsine gelince, bu da basit. Çünkü askerin az yükü oluyor, yorgunluktan yılmıyorlar. Pek az şeyle yaşamaktadırlar. Pirinç, ekmek, su, kahve, tütün kâfi.

Fakat bu nesnelerden biri eksik olursa evlerinde olduğu gibi orduda da Hristiyanlar gibi mesele çıkarmıyorlar, sabrediyorlar. Çünkü Hıristiyan askerleri meselâ şarap yok diye ordudan ayrılmaya kalkarlar.

Askere ne lâzımsa, ordunun arkasında seyyar bir Pazar kurulup, satılıyor. Hattâ Türkler İranlılarla muhârebe ederlerken, tâcirler, bir memleketten öbürüne ve bir ordudan öbürüne, kendilerine zarar gelmeyeceğini bilerek geçebiliyorlar.

Sultan Murad, Bağdad’a altı yedi yüz bin asker götürmüş. Bâzıları da dokuz yüz şu kadar bin süvâri ve piyâde diyor. Sahrâlardan geçmek îcab etmiştir. Buna rağmen, ordu zapt u raptını, intizâmını iyi muhâfaza etti.

Pâdişah, askerine harp zamânı ancak sulh zamanındaki kadar masraf ediyor. Çünkü paşalarla öbür başkanlar getirdikleri askere kendileri masraf ediyorlar. Fakat bunca muhârebeleri kazandıran, şehirleri feth ettiren, sâdece askerin çokluğu değildir.

Aynı zamanda bu askerin kıymeti ve kuvvetidir. Bunlar yorgunluk nedir bilmiyorlar. Herhangi bir düşmana karşı çarpışmak için hazır bulunuyorlar. Savaş alanında aslanlar gibi dövüşüyorlar. Geri dönmektense, vücutlarının paramparça olmasına rızâ gösteriyorlar. Ancak karşılarındaki düşman çok fazla olursa geri çekilmeyi kabul ediyorlar.

Fakat onları bilhassa cesur kılan şey, mukadderata olan inançlarıdır. Zîra ecel eğer bugün ise, mutlaka bugün öleceklerini düşünüyorlar. Odalarında da olsalar, harp meydanında da olsalar öleceklerine îman ediyorlar.

Ama ecelleri gelmemişse, karşılarına yüz bin düşman askeri çıksa, hayatta kalacaklarına inanıyorlar. İnsanın ancak vakti gelince öleceği Kur’an’da yazılı imiş. Kaderlerinin, alınlarında yazılı olduğunu zannediyorlar.

Kahramanlıklarının başka bir sebebi de dinlerine pek düşkün oluşlarıdır. Dinlerini müdâfaa etmek, yahut yaymak için her tehlikeyi göze alıyorlar. Bu vazifedeyken ölürlerse, öbür dünyaya şehid olarak gittiklerine inanıyorlar.

Başlarındaki şeflere körü körüne itaat etmektedirler. Geri dönüp dönmeyeceklerini hesaba katmaksızın emredilen yere seve seve gidiyorlar.

İşte bütün bu saydıklarım, harbi, Türk askerinin nazarında bir düğün dernek hâline sokuyor.

(*) Bundan üç asır önce ülkemizde bulunmuş olan Fransız seyyah Jean de Thevenot’nın Hâtıraları’ndan.