Genç Fransız seyyahı, yaklaşık dört asra yakın zaman öncesinin saray ahvâlini anlatmaya devam ederek, şöyle diyor:

(Marmara ayazmasına yakın bir yerde, sarayın kocaman bir penceresi gözükür. Sarayda idam edilenler, geceleyin buradan denize atılırmış. Kaç kişinin nâşı atılırsa, o sayıda top atışı gerçekleşirmiş.

Sâhilde, sarayın muhtelifi kapısı varsa da, bunlardan ancak Pâdişah ve belirli kimseler faydalanabilir.

Asıl kapı, Ayasofya tarafındadır ve Kapıcılar’ın kontrolü altındadır. Buradan, geniş bir avluya girilir. Dikkate çarpan ilk şey, sağ taraftaki hastahânedir. Sarayın hastalarını kapalı bir arabayla buraya getirirler; arabayı iki adam çeker. Hasta arabasını görünce, herkes, hattâ pâdişah bile çekilip yol verir.

Biraz daha ileride, solda cephâne yahut zırh deposu vardır; damı kurşun kaplıdır. Bu binâ vaktiyle elbise ambarı olarak Ayasofya’ya bağlıymış. Bundan da Ayasofya’nın, hârikulâde büyük olduğu mânâsı çıkıyor.

Söz konusu avludan başka bir avluya geçilir ki, burası birinciden küçüktür; dört köşelidir, her kenarı iki yüz adımdır ve sütunlarla tutturulmuş kurşun damlı dehlizlerle çevrilidir.

Sağ yanda sarayın dokuz kubbeli mutfakları, sol yanda ahırları var. Pâdişahın şahsına âit hayvanlar burada barındırılıyor; diğer ahırlar sarayın Marmara kıyısındadır. Bahsi geçen ikinci avluya, ancak Hünkâr atlı vaziyette girebilir. Başkaları, kapı önünde atlarından inerler.

Yeniçeriler, sağ dehlizin altında toplanırlar. Sipâhiler de solda toplanırlar. Ortada gayet güzel bir çeşme vardır. Burayı çınarlar ve serviler gölgelemektedir. Vaktiyle Hükümdar, paşaların ve diğer muteber kimselerin cezâsını bu çeşmenin yanında infaz ettirirmiş.

Avlunun dibinde solda, divanın toplandığı oda vardır. Sağda, saraya girilen kapı görünür, fakat buradan ancak çağrılanlar içeri girebilir. Ben de hiç çağrılmadım. Burası, çok esrârengiz olduğu için sözünü etmeye kalkışmayacağım.

Saray, dışarıdan görüldüğüne bakılırsa, hiç de muntazam değildir… Burada Pâdişah ve maiyeti oturur. Söz konusu maiyetin büyük çoğunluğu hadım ve zenci kimselerdir. Vaktiyle, bu ağaların iğdiş edilmesi yâni husyelerinin çıkarılmış olması yeterli sayılırmış. Fakat eski pâdişahlardan birisi gezinti sırasında, hadım edilmiş bir atın, çiftleşmek için bir kısrağa bindiğini görünce, derhâl Tavaşî hizmetkârların üreme organlarından geriye ne kalmışsa hepsini kökünden kestirmiş.

Şimdi artık bu işlemi 8 – 10 yaşlarında iken yaptırtıyorlar. Çok kimsenin bu yüzden öldüğü doğrudur. Fakat Habeş sınırındaki ve diğer zenci ülkelere yakın olan paşalar o kadar zenciyi hadımlaştırıyorlar ki, ölenlere rağmen çoğu insan yaşıyor. Bunların arasından uygun görülenler, Harem dâiresinde hizmet almak için pâdişâhın emrine gönderiliyorlar.