20 TEMMUZ
(Hârun Reşid’in papağanının, Yâsin-i Şerîf’i başından sonuna kadar okuduğu mâlûm. Ammâ, Kur’ân-ı Kerîm’in bir sûresini ezbere okumak, papağanı kuş olmaktan kurtaramadığı gibi, Hak erlerinin kemâl ve cemal içre olan hallerini ve sözlerini de, iğreti bir kaftan gibi giyerek onları taklit etmek, kimi bu erlerden edebilir?
Papağan misâli, Hakk’ı da, halkı da aldattığını zannetmek gafleti içinde olmak, kime ne kazandırır? Aldanan ne HYak’dır, ne de halk. Aldatmak yolunda gayret sarf edenin tek aldattığı, ancak kendi kendisidir.
Kendimizi aldatmak dalâletinden bir kurtulabilirsek, yeryüzünde kilitlenen dudaklar ne de çoğalır…
Evet, inanmadığına inanmış, yapmadığını yapmış, yaptığını yapmamış görünmek gayreti, sonu hezimet olan ne boş, ne ümitsiz bir savaş…)
–Sâmiha AYVERDİ–
………………………………….
17 TEMMUZ
(… İlim, hâdiseleri tahlil ve îzah etmek demektir. Yâni gözle gördüğümüz, elle tuttuğumuz, kulakla işittiğimiz, bir başka söyleyişle, duygularımız vâsıtasıyle hissettiğimiz şeyler ile meşgul olmak ve positivistlere göre mümkün olmayan şeyleri bırakmaktır.
Halbuki bu ayı, bu yıldızları seyrediyorsun, bunların seyri yalandır. İlmin hükmüne dayanarak söylüyorum ki bu budur. Meselâ tabiatın muhteşem manzaralarına türlü türlü renklerine alınıp kalıyorsun. Yine ilim anlayışıyla söylüyorum, ne renk vardır ne de ziyâ… Hep bunlar karanlık esîrin hareketlerinden ileri gelmektedir. Dünyâda yalnız hareket vardır. Bu ihtizaz/titreşim/ sâniyede143 trilyon olursa harâret; sâniyede 483 trilyon olursa ışık hâsıl olur.
Yalnız karanlık esîrî hareketlerdir ki göz sinirlerimize çarparak bizde o aydınlık hissini doğuruyor. Meselâ âhenkli sesler işitiyoruz. Hayır böyle şey de yok… Bu da yalan. bu sesler, bizâtihî sâkin olan bâzı dalgaların harekete gelmesinden ileri geliyor. Meselâ ateşe bastığın vakit ayağın yanıyor. Fakat bunu dimağında hissediyorsun. Halbuki, hislerimizle gördüğümüz şeyler… diyorsun. İşte dünyâmızın etrâfında en fazla rol oynayan buhar gözle görülmüyor. Şualar gözle görülmüyor. Güneş tayfının mühim bir kısmı yine gözle görülmüyor. Peki bunların hangisine inanıp; Bunlar bize yeter! diyorsun. Güneşin, ufkun üzerine çıktığını görüyorsun, halbuki altındadır. Isınıyorsun, üşüyorsun. Isınmak, üşümek de yok, onlar da yalan. Hangi birini söyleyelim? Nereye baksak yalandan ibâret.
Bugün her şeyin, maddenin de canlı olduğu ve câmit bir şey bulunmadığı ,sbat olunmakla, maddecilik nazariyesi çürütülmüştür. Senin madde dediğin de hareket ve tekâmüldedir.)
–Hazret-i Ken’an Rifâî–
………………………………………………………………………………………….
13 TEMMUZ
–Ârifibillâh ne demektir?
–“Ârifibillâh Cenâb-ı Hakk’ı zâtiyle, sıfâtiyle, esmâsiyle bilen ve kazâ ve kader sırrına vâkıf olan kimseye derler. Bu Hak mârifetine vâsıl olmak için de züht ü takvâya sarılmak lâzımdır.”
–Züht nedir?
–“Züht, nefsin iştihâ ve arzûlarından geçmektir.”
–Takvâ nedir?
–“Büyük küçük günahlardan geçmek demektir. Hâsılı bunların ikisi de, tarlaya tohum ekip yetiştirmek ve yemişleri yemek demektir. İşte ârifibillâh, bu mârifete sâhip olan kimseye derler.
Ârifibillâh, “Levlâk…” sırrına mazhar olan hakikat-i Muhammedîye’dir. Bu hakikat ise her zaman mevcuttur. Her asırda buna mazhar olan kâmil insana kutbü’l-aktâb ve gavsü’ekber deniyor.
Hadîs-i şerifte:’Beni zâiflerin içinde arayınız ki sizler o zâiflerin sâyesinde rızıklanır ve nusret bulursunuz’(1) buyurulur. Burada zâiflerden maksat, Hak’ta fânî olmuş kimselerdir. Resûlullah Efendimiz: ‘İlim ibadetten hayırlıdır’(2) ve ‘İlim amelden hayırlıdır(3) buyuruyor.
Demek oluyor ki ilmin fazîleti, ibâdet ve amelden üsttür.”
–Hz.Ken’an Rifâî–
———————
(1) Ebğûni zuafâüküm, feinnemâ türzekûne ve tünsarûne bizuafâiküm.
(2) El-ilmü hayrün mine’l-ibâdeti.
(3) El-ilmü hayrün mine’l-ameli.
……………………………………………………………………………………………………
7 TEMMUZ
Ken’an Rifâî Hazretleri’ni, hürmet, hasret ve minnetle yâd ediyoruz. Allah, O’nun himmetlerine lâyık eylesin.
*
(Birkaç gün evvel evvel vefat etmiş olan Sâdî Bey isminde ve Hocamızın teveccühü olan bir zâtın, üçü de münevver ve yetişmiş oğulları ziyâret maksadıyla gelmişlerdi.
–“Bu çocuklar bize sırf ezeldeki cins yakınlığı yüzünden bir gönül dâveti ile ve menfaatsiz geldiler. Büyük oğlu, babasını ölümünden evvel rüyâsında gördüğünü ve: Ben ölsem de kalbim ve elim ölmez, dediğini söyledi.Evet oğlum, dedim. Çünkü kalp, Allâh’ın nazargâhıdır. Elde bir damar vardır ki doğru kalbe gider. Onun için babanız böyle söylemiş.)
–Hz.Ken’an Rifâî–
…………………………………………………………..
6 TEMMUZ
Meclisten birinin, basiret gözünden maksat nedir, diye sorması üzerine:
–“Basîret gözü, yâhut kalp gözü… diye bir tasavvuf tâbiri vardır. Kalbin iki gözünden biri akıl, diğeri fikirdir. İşte bunlar, ne vakit kalbin hayâtı ve diriliği olan ilim ve mârifetle aydınlanır ve bezenirse, o vakit her şeyin iç yüzüne nüfuz eder ve âkıbetini görür. Kalp hayâtının ilim ve mârifet olduğu, Hazret-i Ali’nin şu sözleriyle de sabittir: “Kalbin hayâtı ilimdir, kazanınız; ölümü ise cehildir, sakınınız!”
İşte kalp gözü ne vakit ilim ve mârifetle dirilirse, basiret gözü de o zaman açılmış olur.”
–Hz.Ken’an Rifâi–
,……………
3 TEMMUZ
–“İnsan demek, göz demek, görmek demektir. İnsan vücudu içinde, görücü, bilici ve idrak edici olan nura insan, geri kalan kısmına kemik ve et denir.
Binâenaleyh bir kimse gördüğü, bildiği ve sohbet ettiği ile tartılır. Ne gördü ne bildi neye muhabbet eylediyse seviyesi ve kıymeti ancak odur. Yâni talebin ne ise sen de osun. Bir insanın kıymeti himmetiyle/ yardımı, himmeti ile/ mütenâsiptir/ uyumludur/(1). Himmeti/ ulvî ise/ yüce/ kendi de ulvîdir. Himmeti süflî /bayağı, âdi/ ise kendi de süflîdir. Çünkü her şey kendisini çekene meyleder.)
–Hz. Ken’an Rifâî–
(*) Kıymetü’l ner-i bi-himmetihî (Hadis)
…………………………………………………………………………………..





















