Diyorlar ki: “Bütün mes’ele, incinmemek ve incitmemekte…”

Ve ilâve ediyorlar: “İnsan olmanın yolu, bu ikisini başarmaktan geçer.”

İncitmemek, incinmekten kolay iş… Zor olan, kimseden incinmeyebilmek!

Demek ki insan olmak, zor meslek.

*

Adamın biri, başka birine sormuş:

—Sizce en makbûl ibâdet hangisidir?

Öteki cevap vermiş:

—Senin için en makbûl ibâdet öğleye kadar uyumaktır. Çünkü sen, ancak uykuda iken diğer insanları kırıp gücendirmiyorsun.

Yûnus,bu gerçeği ne kadar açık ve net şekilde dile getirmiştir:

“Eğer bir müminin kalbin kırdınsa

Hakk’a eylediğin secde değildir.”

*

İncitmek, gönül kırmak öyle kolay ve öyle de kötü… Gönül almak, sevindirmekse aynı derecede zor ve bunu başaran kimseyi yücelten bir meziyet! Yüce Peygamberimiz:”Amellerin en iyisi güç olanıdır, yâni nefsine güç gelenidir” buyuruyor. Demek ki kırmamak ve kırılmamak zorluk derecelerine göre en güzel ameller.

*

İnsan olmanın değeri, insanlara yük olmayıp, onlara sıkıntı vermeyip; dost olmakla artıyor. Ancak, sâdece insanları rahatsız etmemek ve onları incitmemekle de işimiz bitmiyor. Gene Yûnus’un:

“Yaratılanı hoş gördük, Yaradan’dan ötürü” dediği gibi; insanlara gösterdiğimiz sevgi, şefkat ve merhameti bütün yaratılmışlara da göstermek gerekiyor. Mahlûk olması açısından, insanla hayvan arasında herhangi bir fark, düşünülebilir mi? Ama aklı, kalbi ve taşıdığı diğer bütün yüce özellikleri bakımından insan, insanlaştığı ölçüde üstünlük arzediyor.

*

Şu veyâ bu sebeple yere düşen insanın ayağını, dizini acıtan, nedir?

“Yer” dediğimiz, taş ve toprak değil mi?

İşte… Topraktan yaratılan insan da “beşer” olarak kaldıkça; çamurlaştıkça insanları da, hayvanları ve bitkileri de yaralayacak… Kırıp dökecek… Böylece hem çevrenin canını ve hem de kendi canını yakarak ömür tüketecek; öte yandan da bir cennet ve cehennem hayâl edecektir.

Dünyâdaki cennet,”incitip incinmemeyi” hayat tarzı hâline getirmek… Cehennem ise, bunu başarmaktan habersiz, yaşıyorum zannetmektir.