Eski Türkler-1

0
70

Türkler’in Âdetleri Üzerine

Hıristiyanların çoğu Türkleri uğursuz, barbar ve îmansız insanlar sanırlar. Hâlbuki Türkleri yakından tanıyıp konuşanların edindikleri intibâ tamamen değişiktir. Zîra Türkler, tabiatın bir buyruğu olan, “Başkasına ancak, bize yapılmasını istediğimiz şeyi yapmak” kaidesine uygun hareket eden, son derece iyi insanlardır.

Burada, “Türkler”den, doğuştan Türk olanları kastediyorum, yoksa Türkiye’de sayıları pek yüksek olan ve tecrübenin de gösterdiği gibi her türlü mel’aneti/kötülüğü yapabilecek tıynette olup, ne Allah’a ne de insanlara hiçbir vefâ göstermeyen Dönmeleri, yâni başka bir dine mensup oldukları halde sonradan Türkler’in dînine girenleri kastetmiyorum.

Doğuştan Türk olanlar nâmuslu insanlardır ve nâmuslu insanlara Türk olsun, Hıristiyan veya Yahudi olsun aynı şekilde saygı gösterirler. Bir Türk kadar Hıristiyan’ın da malının çalınması veya aldatılmasının mübah sayılamayacağına inanırlar.

Bununla berâber Frenklere neden bu kadar sû-i muâmele yapıldığı sorulabilir. Bunları, Şark’taki Frenkler arasında hüküm süren kötü bir kıskançlık yüzünden birbirleriyle çatışan Hıristiyanlarla Yahudilerin yaptırdığına şüphe yoktur.

Türkiye’de mürâbaha/tefecilik büyük bir günah olarak telâkkî edilmekte ve buna pek az rastlanmaktadır. Türkler çok dindar ve merhametlidirler.

Dinleri uğruna çok gayret sarfeden Türkler, onu bütün dünyaya yaymaya çalışmakta ve bir Hıristiyanı beğenip sevdikleri zaman ondan Türk(Müslüman) olmasını ricâ etmektedirler.

Büyük saygı besledikleri pâdişahlarına son derece sâdık ve itaatkârdırlar. Pâdişahlarına ihânet ederek Hıristiyanlar safına geçen bir Türk’e rastlamaya imkân yoktur.

Türkler, birbirleriyle pek münâkaşa etmezler. Şehirde askerler de dâhil, kimse silâh taşımaz. Az kavga ederler, düello nedir bilmezler. Bu, Hz. Muhammed’in, kavganın iki büyük kaynağı olan şarap ve kumarı yasaklamasının netîcesidir. Gerçekten hâlis Türkler şarap içmezler; içenleri de afyon içenlerle bir tutarlar.

Çok sayıda oyunları vardır, ama parasız oynarlar. Aralarında bir anlaşmazlık olduğu zaman da kavga etmezler, ilk rastladıkları adam kolaylıkla onların anlaşıp uyuşmalarını sağlar. Yâhut da diğerini şâhitler huzurunda mahkemeye dâvet eder.

Dâvetin reddi, haksızlığın îtirâfı addedileceği için, pek vârit olmaz. Mahkemede iki taraf da delillerini beyan ettikten sonra, haksız olan taraf mahkûm edilerek, hakettiği takdirde, değnek cezâsı ile cezalandırılır.


(*) Relation d’un Voyage Fait au Levant. Par Monsieur de Thewenot. Paris,1665.,Bedir Yayınevi, 1969.

(Bu tercümenin aslı 1919 yılında “Les Turcs d’apres les auteurs celebres -Divers temoignages et opinions-” adı ile ve Prof.Ah.Djevad imzâsıyla yayınlanmıştır.)