Siyonizmin Siyâset Sahnesine Çıkışı-14-Sâmiha AYVERDİ

0
20

Sultan Abdülazîz’in hal’i masalı bitmişti. Fakat hikâyeyi keyiflerince tatlıya bağlayanlar, tam “onlar ermiş murâdına…” diyecekleri sırada, murâdlarına erememiş olduklarını anladılar. Zîrâ yeni bîat olunan pâdişah, yârın da ağyârın da ümidlerini suya düşüren bir akıl hastalığına uğramıştı.

Bu arada pâdişâhın şifâ bulması gayretiyle içeriden dışarıdan çağrılan hekimlerin tavsiyesine uyularak, hastanın aklî muvazenesine medâr olacak her türlü tedâvî yapılıyor; bir yandan da sarayın mâlî muvâzenesini doğrultmak yolunda gayret sarfediliyordu.

Yeni pâdişâhın şehzâdelik ve bilhassa veliahtlık zamanından kalma muazzam bir borç yekûnu vardı. Öyle ki, tahtın vârisi Murad Efendi, Galata’nın ve Beyoğlu’nun belli başlı banker ve sarraflarının hemen hepsine avuç açmış; kâh kendisinin kâh annesi Şevkefzâ Kadın Efendi’nin ve daha çok, adamlarının imzalariyle külliyetli para kaldırmıştı.

Bir kere Agop Tıngıroğlu’ndan yaptığı istikraza Sultan Aziz’in çok canı sıkılarak, borcu kendi kesesinden ödemiş ve velîahtın bu adamla düşüp kalkmasını men etmişti.

Yine bu arkası kesilmeyen israf ve borç hikâyelerinin birinde pâdişah, şehzâdenin Köçeoğlu’ndan yaptığı istikrazı da kapatmış ve kendisine kırk bin altın hediye ederek borçlanma işine bir son vermesini istemişti.

Halbuki Murad Efendi, eline parayı alır almaz sipâriş edilen at, araba, mefruşat ve bendelerine dağıttığı hediyelerle yine işi çığırından çıkarmıştı.

İşte şimdi kendisini tahta getirenlere, Karun’un hazînesine girse tüketecek bir müsrif olan bu ruh ve akıl hastası pâdişâhın borçlarını temizlemek düşüyordu.

Dağ dağ yığılmış bu borca karşı yeni devlet adamlarının buldukları çâre ise, borçlanma hâdisesine parmak ısırtacak kadar çirkin ve bayağı bir tedbirdi.

Şöyle ki, Sultan Aziz’in sekiz yüz bin altın tutarındaki şahsî mücevherleri, bu isrâfın korkunç faturasını kısmen olsun ödemek üzere müsâdere edildi/el konuldu ve mîrîye et vererek zengin olan Hristaki isminde bir sarrafa rehin edildi.

Devleti yüzerek yükünü tutmuş olan bu adam ise, devletin îtimâdını da îtibârını da çiğneyerek, o muazzam hazîneyi ele geçirir geçirmez mücevherlerle berâber derhal Avrupa’ya kaçtı.(*)


(*)Sâmiha AYVERDİ- Türk Târihinde Osmanlı Asırları, Cilt:2, S. 371.