Bir Varmış, Bir Yokmuş

0
64

Ben, hiç masal bilmem.

Çocukluğumdan beri hayâl meyâl hatırladığım birkaç masal kırıntısından öteye buna dâir bilgim veya ilgim yoktur. Çünkü…

Âilemin büyüklerinden, ne dedelerimi gördüm, ne de babaannemi… Göçüp gidenlere rahmet niyâz ediyorum. İşte yukarıda bahsettiğim masal kırıntıları da Anneannem ve Halamdan intikaldir.

Benim ve kardeşimin şahsiyetini örgüleştiren yegâne insan, babamız oldu; çocukluk ve daha sonraki dönemimizin en kaliteli ve seviyeli gazetelerine, târihî ve ilmî dergilerine abone idi.

Haftalık ve aylık yayınlanan dergileri bâyiden alıp getirmek ne kadar benim vazîfem ise, gazete ve dergileri babamın müsâit olduğu zamanlarda kendisine okumak da -daha ziyâde- benim işimdi.

Ve o sıralarda ilkokuldaydım. 

Türk târihinin Akıncılarını, Şeyh Şâmil’i, Hacı Murad’ı o dergilerden öğrendim. Mehmetçiğin Kore’de yazdığı kahramanlık destanlarını,  Gâzi Umur Bey’in hayat hikâyesini hep oralardan okudum.

Merhum Doktor Münir Derman’ın çıkardığı, o tadına doyulmayan İslâm Mecmûası’ndaki hikmet ve nükteler -anlasam da anlamasam da- dimağıma böyle nakşoldu.

Aradan yıllar geçince anladım ki babam, kasten bana okutuyormuş o makaleleri… Bizim şuuraltımızı bunlarla beslemek istemiş, demek ki!

Ve bugün, ilkokul yıllarımda ezberlediğim ilk şiir olan “Bayrağım” ve delikanlılık çağında ona eklenen bütün şiirler hâlâ ezberimdedir. Kahramanlarımızın hayat hikâyesi de kezâ!

Doğru dürüst bir masal, bilmem. Ama hem çocuklarımıza hem torunlara anlattığım “masallar“, hep de babamın bize öğrettikleridir.


Duyduğuma göre, Bakanlıklarımızdan birisi “Masal”larımızı tesbit için faaliyete geçmiş. “Ne olacak bizim çocukların hâli? Bâri masal dinletelim“, diye yola çıkmışlar.

Bölge bölge bütün yurdu taramaya ve oralardaki yaşlı kimselerle görüşerek, sesli veya görüntülü kayıt yapmaya başlamışlar. Masallarımızı böylece toplayıp, sonra da kitap hâline getireceklermiş.

Bu gayreti saygıyla karşılamakla birlikte, şu sualleri de ister istemez aklımdan geçirdim:

Sen bana, masal dinleyecek çocuğu göster, ben seni alnından öpeyim. 

İlkokul öğrencisi torununuza bile kolay kolay ulaşamadığınız bir çağda, ona masal dinleteceğini veya okutacağını zannetmek, sizin, hayâl dünyâsında yaşadığınıza delâlet eder.

Zîra bilgisayar, cep telefonu vesâir şeylerle ilgilenmediği küçücük bir ânına rastlayacağınızı düşünerek, telefonla arasanız, sanki otomatik kayıt sesleniyormuş gibi sizi devre dışı bırakıyor: “Aradığınız numara şu anda meşgul, lütfen daha sonra tekrar arayınız!

Ve donup kalıyorsunuz.

Çocuklarımızın büyük çoğunluğunun internetten, oyunlardan başını kaldırıp kitap okuduğunu kabul etmek, -kelimenin en uygunu ile söylersek- “masal”dan ibârettir. Ayrıca masal tedârikine(!) ihtiyaç olduğunu aslâ zannetmem.

Ki şu da bir başka katı gerçektir; Çocuklarımızın müptelâ olduğu, bir tıklamayla ânında ulaşabildiği, binbir câzibeyle süslü ve uydurma kahramanların cirit attığı zararlı-faydasız oyunlarla kim, nasıl ne ile rekabet edecek de, çocuklarımız “masal dinlemeye veya okumaya” meyledecek?

Nereden bakarsanız bakın, biri masal, diğeri “realite”!


Mâdem bunlar Müslüman-Türk çocuğunun bugünkü gerçeğidir, o halde Kültür Bakanlığı da bu “gerçeklere” göre bir plân ve proje ile onlara ortam hazırlasa… Emek ve masraf hebâ olmasa!

Taassup kokmayan, sempatik ve sevgi dolu; meselâ güzel ahlâk çiçeklerinin ve hikmetin, vatan sevgisinin tohumu demek olan “evliyâ menkıbelerini”, Mesnevî hikâyelerini, şehit ve gâzilerin kahramanlıklarını çocuğun taptâze zihnine nasıl yerleştiririm diye özetlenecek projeler peşinde koşsalar, daha gerçekçi ve çok daha faydalı bir iş yapmış olmazlar mı?

Elbette! Zîrâ bugün bütün çöküntümüz ve en büyük sıkıntımız, “ahlâk sâhibi ve vatan sevdâlısı insanların” azınlıkta kalması gerçeğidir.

Başka bir ifâdeyle söylersek, Türk çocuğunun “masalla kaybedecek zamânı”, artık kalmamıştır ve sağlıklı beslenmesi için onlara “sağlam gıdâ” temini, şarttır. “Dindar nesiller” değil, “güzel ahlâk sâhiplerine” muhtacız.

Tabiî, eğer insanımızın daha da hebâ olmasını istemiyorsak!