Hiç-5

0
74

“İnsanın çamurlaşması veya şeytanlaşması” dedik.

Hâlbuki aranan şey; “Çamurun insanlaşması”ydı.

Bir şâirimizin, çok zarif bir şekilde ifâde ettiği gerçek şudur:

“Biz, diyor, insanız diye öğünürken; dediler ki: Sizin atalarınız bir avuç çamurdur. Meğer aramızda, balçıktan yaratıldığını unutmayanlar varmış.”

Bilginin, yapılan işin, faydalı olup olmadığı nasıl anlaşılır?

Evet, hamuru aynı çamurdan yoğrulan ilk insanın bütün çocukları çamurlaşmış veya çamur kalmış değildir. İçlerinden nicesi, insanlaşmanın hazzı ve şükrü içindedir.

Eskiden beri süregelen Türk-İslâm terbiyesi; nesillere, işte bu olgunluğu kazandırmanın sırlarını öğretti. Bu sırlar nasıl öğrenilir, nasıl aranır; onları o yolları gösterdi. Ruh büyüklüğü ve beden hiçliği ne demektir; yaşayıp yaşattılar. Çünkü yalnızca ağızdaki dille yapılan nasihat, onlara göre yeterli değildi; noksandı, eksikti.

Ve en güzel en tesirli nasihat; hâl diliyle… Yâni, yaşayarak… Bizzat örnek olunarak yapılan nasihatti.

Bizim terbiye sistemimiz; insanlara, gösterişe kapılmadan çalışmayı… Başkalarına hizmet etmeyi… Dâima iyi, güzel ve faydalı işler görmeyi vazife bilmeyi, hatta ibâdet bilmeyi öğretmiştir.

Sevgili Dostlarım!

Atalarımızın her alandaki başarılarını peşpeşe sıralayıp, onlarla kuru kuruya iftihâr ederek bir yere varamayız. Biz asıl, onları yüceltip güçlü kılan sistemi kavramalı… O ruhtan, o sistemden istifadeye çalışmalıyız.

Bu çerçevede konuştuğumuzu unutmayarak, düşünelim: Bir milletin, asırlarca, onca kıt’aya hâkim olan medeniyeti kurabilmesi kolay mıdır?

Bunun bir sırrı olmak lâzımdır.

Çamuru insanlaştırmanın sırrı nedir?

Evet… Nasıl oluyor da, ortaya bir eser, bir iş koyarken; dâimâ en güzeli, en iyiyi ve en temizi sevip isteyen Cenâbı Hakk’ı düşünüyor… Yapılanları, yalnızca Allah’a beğendirmenin gayreti ve terbiyesini gösteriyorlar?

Bu… Kullar, sevip beğenmese de; her söz ve davranışta hesâbı O’na vermenin… Bu şuurda olmanın edebidir, başka şey değil!

Çamur, çamurluktan, kendi kendine kurtulamaz!.. Güneş doğacak… Onun suyunu buharlaştıracak ve çamur, böylece, ancak toprak hâlini alacak. Yücelip, insanlaşmak nerede? Hâlbuki insan, o çamuru türlü vâsıtalara başvurup, faydalı hâle getirebilecek yetkilerle donatılmıştır.

İşte, aynı malzemeden yoğrulmuş olmasına rağmen, hiçbir İNSAN; hiç kimsenin, meselâ, o ilçe kaymakamı gibi… Yâni ÇAMUR hâlde kalmasını istemez.

Çok iyi biliyoruz ki, bir Türk Atasözü:

“Çamura bulaşma, üzerine sıçrar!” der.

Biz, çamurla insan arasındaki kimseler, çamur tarafı ağır basanlarla fazla münâsebet kurarsak… Onunla fazla samimi olursak; çamura doğru çekileceğimizi, bize çamur bulaşacağını da bilmeliyiz.

Yok, bunun aksi olur ve kendilerinde çamurluktan eser kalmayıp; ruh-adam hâlini almış, yâni insanlaşmış kimselerle oturup kalkarsak; bu taktirde de, bize, onlardaki güzelliklerin bulaşacağı açık ve ilmî bir gerçektir.

Nitekim sohbetimizin başında sizlere aktarmaya çalıştığım kaymakamın hikâyesinde hikâye gibi görünen hâdisede, irfan sahibi köylüden, kaymakama sıçrayan, nedir?

Hâlbuki ilk anda kaymakamdan sıçrayan şey; insanlık değerleri bakımından gurur ve kibir gibi çamurlar değil miydi?

Bu çamurlar, kaymakamdan dışarı sıçradı ama; derviş köylüyü kirletmeye… Ona bulaşmaya gücü yetebildi mi?

Hayır! Ne mümkün?

O köylü, o kirleri âdetâ aldı… Temizledi, sildi ve kaymakama iâde etti…

Çünkü Kur’an-ı Kerim’de:

“Nefsini arıtıp temizlenenler, saadete ermiştir.” buyuruluyor.

Eğer o köylüde kaymakam gibi balçık seviyesinde biri olsaydı… Arınıp, temizlenmiş olmasaydı muhatabına, aynı seviyeden, öfkeyle yâhut gururla cevap verirdi.

Ama Âyet-i Kerîme’nin mânâsına uygun olarak temizlenen İNSAN, hiç, çamurlaşmak ister mi?